Ayın Konusu Düşünce

Neden Okuruz?

Okumadan geçen bir gün, yitirilmiş bir gündür..

J. P. Sartre

 Bir kitap okudum hayatım değişti, diyebilenlerden değilim. Çünkü bu payeyi yalnızca bir kitaba layık görmek okuduğum diğer birçok kitaba haksızlık etmek gibi geliyor bana. Okuduğumuz her kitap bizde bir şeyleri değiştirir, bizi başka bir insana dönüştürür. Okumak zaten değişmektir, değişmeyi istemektir.

Kitap bizi nasıl değiştirir? Okuyunca ne olur da değişiriz? Okumak bize neler katar? Daha kısa ve net biçimde soracak olursak: Neden okuruz?

Neden okuyorum sorusuna verilecek cevaplar içinde benim için en önde geleni hayal gücüdür. Okumak bize sınırsız bir dünya sunar. Okuyarak uçsuz bucaksız bir imgeler dünyasının içine gireriz. Buradaki sınırsızlık durumu elbette mecaz bir ifadeyi değil doğrudan gerçeği temsil eder. Yaşadığımız şu dünyada belki de sınırlı olmayan tek şeydir hayal gücü. Sizin bilgi, birikim ve arzularınızla orantılı olarak biçimlenen ve tamamen size özgü bir dünyadır okumak. Bilim denilince dünyada akla ilk gelen isimlerden biri olan Albert Einstein bile “Hayal gücü bilgiden daha önemlidir. Çünkü bilgi sınırlıyken, hayal gücü her şeyi kapsar.” derken bu sınırsızlığı vurgulamıyor mu?

Okumak için bir başka sebep de elbette öğrenmektir. İnsan öğrenmek için okur. Merak ettiği için okur. Bilmek için, cehaletinden kurtulmak için okur. Bilmek bilmemekten her zaman için daha iyidir. Bilmeyi, öğrenmeyi reddetme lüksümüz yoktur, olmamalıdır. Yaratılışımız ve bu dünyadaki fonksiyonumuz bizi buna mecbur kılar. Bana göre tam tersine yönelmek, yani bilgiyi, bilmeyi, öğrenmeyi reddetmek, cehaleti tercih etmektir. Cehalet ise bir insan için en feci hallerden biridir. Montaigne’nin dediği gibi “Dünyanın en büyük cezaevi, cahil insanın kafasının içidir.” Cehalette ısrar etmekse en büyük ahmaklıktır.

Okumak aynı zamanda kendi kendimize yaptığımız bir terapidir. İnsan okurken kendisini de okur. Kendisini keşfeder. Benliğinin derinliklerine dalar. Kendisiyle yüzleşir. “Her okur, okuma esnasında kendi benliğini okur. Yazarın elinden çıkan eser okurun, bu kitap olmasaydı, kendi başına belki de hiç kavrayamayacağı şeyi fark etmesini sağlamak için yazarın okura sunduğu bir çeşit optik araçtan ibarettir. Kitabın söylediği şeyin okur tarafından kendi benliğinde fark edilmesi kitabın doğruluğunun kanıtıdır.”[1]

Okumak bize insana ve hayata dair sorumluluk bilinci kazandırır. “Bir gerçeğin farkına varan insan, bir daha onun farkında olmadığı zamana dönemez. Mecbursunuz, hep daha ileriye gideceksiniz. Geldiğiniz yer sizi huzursuz edince, ‘Bilinç beni mutsuz etti, önceki halime döneceğim’ diyemezsiniz. Huzursuzluktan dolayı, geldiğiniz yerde de duramazsınız.”[2] Bu bağlamda okumak insanı dert sahibi yapar. Elbette bu dert gündelik alelade dertlerimizden ayrı bambaşka bir derttir. Bu dert gerçeğin ve bilgeliğin peşinde, insana insan olduğunu hissettiren, tarifi imkânsız manevi bir hazdır.

Düşünmek için, soru sormak için, sorgulamak için okuruz. Her okuma bize yeni sorular getirir, getirmelidir. Her soruyla birlikte daha çok okuyup daha çok düşünmek icap eder. Okumak-soru sormak-sorgulamak-düşünmek ve yine okumak. İşte bu döngü biz insanoğlunu cehaletten uzak tutar, olgunlaştırır, özgürleştirir ve her daim pozitif bir değişimin içinde olmamızı sağlar. “Zihin arı, kitap çiçek, dış dünya kovan.” Cemil Meriç’in benzetmesinden hareketle arıların kovanı şekillendirmesi gibi bu dünyayı nasıl şekillendireceğimiz tamamen bize bağlı. Okuyarak, soru sorarak, sorgulayarak ve düşünerek…

[1]Marcel Proust, Kayıp Zamanın İzinde, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2010, s. 949

[2] Zülfü Livaneli, Edebiyat Mutluluktur, Doğan Kitap, İstanbul, 2012, s. 55

Yazar Hakkında

Ahmet Özaysın

1984 yılında Afyonkarahisar’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini bu şehirde tamamladı. Marmara Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği Bölümünden mezun oldu. Mezun olduğundan beri devlete bağlı okullarda Türkçe Öğretmeni olarak çalışıyor. Evli ve bir çocuk babası. Mersin’de yaşıyor.

Kendisini bildi bileli kitap okur. Kitapsız bir yaşam hayal edemiyor.

Bir edebiyat tutkunu. Roman ve hikâye okumak onun için büyük bir zevk. Edebiyat dışında felsefe, sosyoloji ve psikoloji gibi konularla ilgilense de en çok ilgisini çeken mevzular bilim ve tarih olmuştur. Okumak kadar yazmayı da çok sever. Yıllardır öykü ve denemeler yazmaya çalışıyor. Ayrıca fotoğraf sanatıyla da amatör olarak ilgileniyor.

Emekli olduktan sonra, kendine bir kitapçı dükkanı açıp, vaktinin çoğunu orada kitap okuyarak ve kitapseverlerle uzun uzun hasbihal ederek geçirmek istiyor.

Yorum Yap