Kritik Psikoloji

Normal İnsanın Kurduğu Dünyanın Bilançosu

dünyanın bilançosu
Yazar | Murat CANVER

Psikolojide normal insan tanımı vardır. Bugün bu tanım çerçevesinde belirlenen ve şekillendirilmiş normal insanın kurduğu dünyada yaşamaktayız. İşte normal insanın kurduğu dünyanın bir günlük bilançosu:

Dünyada bir günde ortalama;

155520 kişi hayatını kaybetmektedir.

6296 ağır cezayı gerektiren fiil işlenmektedir.

643 kişi cinayete kurban gitmektedir.

30300 hırsızlık vakası gerçekleşmektedir

4166 motorlu araç hırsızlığı olmaktadır.

10163 ev hırsızlığı olmaktadır.

5191 adi hırsızlık suçu işlenmektedir.

116 kişi kaçırılmaktadır.

907 kişi cinsel saldırıya maruz kalmaktadır.

645 kişi tecavüze uğramaktadır.

314 kişi uyuşturucudan ölmektedir.

Uyuşturucudan 50 milyon doları aşkın gelir elde edilmektedir.

9098 kimlik dolandırıcılığı yapılmaktadır.

51 gümrük kaçakçılığı vakası kaydedilmektedir.

17280 bebek engelli olarak doğmaktadır.

34560 kişi açlıktan ölmektedir.

Coca Cola yaklaşık olarak 1.692.000.000 adet içecek satmaktadır.

İnternet kullanıcıları online alışverişlerde 1.015.200.000 dolar para harcamaktadır.

31.471.200 kişi Google’da ‘porno’ kelimesini aramaktadır.

33840 adet Barbie bebek satılmaktadır.

Bill Gates 21.000.000 dolar kazanmaktadır.

 

Normal insan tanımını yapan günümüz terapisinin her ne kadar kökeninde Avrupa ve Freud’a dair güçlü referanslar barınsa da, yoğrulması ve yaygınlaşması Amerikan menşeili olmuştur. Yaygınlaşmanın kaynağının Amerika olması doğaldır çünkü dünyayı şekillendiren ve yöneten birincil güç olarak, çağın insanının işlenmesinde ve yönlendirilmesinde de büyük etkisi vardır.

Yaygınlık tabirinin üzerinde duralım. Çünkü Amerika demek yayılmak demektir. Holywood filmleri, McDonalds, Coca Cola, Philip Morris, Microsoft, Google, Facebook vb. şirketleri aklınıza getirdiğinizde dünyada bir Amerikan yayılmacılığının olduğuna kanaat getirmeniz pek fazla zaman almayacaktır. Bu saydıklarımız yalnızca birer ticari meta değil, kültürel arka planı olan ve kendisiyle beraber bir kültürü de taşıyan araçlardır. Küreselleşme her geçen gün insanları bu araçlar vasıtayla tek tipleştirmekte ve kavram dünyalarını durağanlaştırmaktadır. Kültürel zemini ve kökeni olmayan tabirleri günlük hayatın ve toplumların yerel kültürlerinin içine sokarak büyük bir etki alanı oluşturmaktadır.

Bu minvalde kapitalizm ve küreselleşmenin rahipleri olan standart terapistlerin devamlı öğütledikleri şeyler vardır. Bunların bir kaçına göz atalım:

Sosyal ol!

İnsanlarla etkileşime gir!

Hayatın içinde ol!

İnsanlardan farklı olan yönlerini törpüle çünkü farklılık dâhil olmamayı getirir. Senin iyi olman için topluma dâhil olman gerekir. Bir mekanizma olan varlığın için farklı yönlerin birer arızadır. Bu arızaları sana vereceğim ilaçlarla gidereceksin ve diğerlerinden hiçbir farkın kalmayacak!

Psikoterapistlerin hakkını yemeyelim. Onlar modern insanın sorunlarına çare olmaya çalışmaktadırlar. Ancak bunu yaparken kimlerin ekmeğine yağ sürdüklerinin farkında olmadıkları da kesin.

Terapistler bize hayatın içerisinde olmayı öğütlemekte, en yalın ifade ile akışa kapılmamızı istemektedir. Akışa kapılan insan hayatın aksaklıklarının farkına varamaz. Farkındalık ancak durup, düşünmekle mümkün olabilir. Ancak durup düşünenler nereye gittiği meçhul olan dünyanın derdine çare olabilirler. Maalesef çok az bir kesim hariç[1] bugünkü psikolojinin büyük çoğunluğu bu insanları ‘anormal’ olarak değerlendirmekte ve tedavi edilmesi gereken bir hasta olarak görmektedir.

O halde soralım:

Sizce bugün göklere çıkarılan Van Gogh psikoterapistler tarafından normal olarak mı değerlendirilecekti?

Hikayeleriyle içimize işleyen ve zihnimize giren Kafka hangi anti-depresanla öldürülecekti peki?

Ya da Jacques Lacan’ın dahi ilgi konusu olmayı başarmış İbn Arabi’yi psikologlar hangi hastaneye yatıracaktı?

Bugün anormal olarak addedilenlerin dışlandığı, normallerin alış veriş, tıklama ve izleme ile beslediği dünyada yaşamaktayız. Bu dünyanın nasıl bir halde olduğunu gördük. Dünya, kurtuluşu için biraz da anormallere kulak vermelidir. En azından kanaatimce daha yaşanabilir bir dünya bulacağımız kesindir.

Anormallere ithafla, deliliğe hürmet ve delilere selam

 

 

 

 

 

[1] Rollo May bu azınlık içerisindedir. Nevroz ve yaratıcılık arasında kuvvetli bir ilişki öngörmüştür. Bkz. Rollo May- Yaratma Cesareti

Yazar Hakkında

Murat CANVER

Gaziantep Üniversitesi Endüstri Mühendisliğini bitirdi. Üniversite yıllarından beri pek çok farklı disipline ilgi duydu. Mühendislik üzerine yüksek lisansında Meta-sezgiseller üzerine çalışan Canver'in felsefi merakı ağır basınca yüksek lisansını yarıda bıraktı. Din, Felsefe, Psikoloji, Tarih, Siyaset ve Sinema Sanatı üzerine merakı olan yazar, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Felsefe ve Din Bilimleri'nde yüksek lisans yapmaktadır. Genç Kültür, İndigo gibi internet dergilerinde çeşitli alanlarda yazılar yayınlamış, Cinerium adlı sinema sitesinde film eleştirileri yazmıştır. İyi derecede İngilizce bilen Canver, 2009'dan bu yana yazdığı yazıları derleyeceği bir kitap ve felsefi bir roman üzerinde çalışmaktadır. Evli olan yazar, Ankara'da yaşamaktadır.

Yorum Yap