Edebiyat Kritik

Ölüm Daha Güzeldi!

 “…Hayat ne? Bugüne kadar ne gördüm? Gördüklerimden, sahip olduklarımdan neyi koruyabildim? Kim neye sahip, neyi koruyabiliyor? Zaman her şeyi obur gibi yok ediyor! Bugünün sağlığı bie yarının ölümünü getiriyor! Ha bugün, ha yarın. Önemli olan zaman mı? Zaman ne? Evet, zaman ne ?… Zaman bir an. Bütün canlılar, insanlar her şey bir ânâ mahkum. Bu an her an değişiyor; her şey ırmak gibi akıyor, yani kaynağına koşuyor. Gülmek, ağlamak, birbirinin boğazını sıkmak, batan gemideki insanların şuursuzluğundan farklı hareketler değil! Bir gün sonra batmak için bu çırpınış niye? Önemli olan zaman mı? Zaman bizim tanımamamız değil mi? Çocuklar gibi kuralını koyup oynuyoruz sonra ağlaşıyoruz!… İşte önümde gencecik hayat var. Bu akışta yaşıtlarını geçeceğe benziyor. Üzülmesi mi sevinmesi mi lazım? Buna kendisi karar veremez. Belki de tatlı bir rüyadan uyanmamak için çırpınan her insan gibi direniyor. Onu uğurlayanlarda uğurladıkları meçhulden ürküyorlar! Ama bu dünyada hepimizin meçhulüydü; geldik gitmek istemiyoruz….”

SSCB esaretinde Azerbeycan. Çöllümihmandar köyünde eşini de şehit vermiş bir anne ve henüz gencecik bir delikanlı Tahir… Esaret altındaki yurtlarından ayrılmayı gönüllerine yerleştirememiş olsalar da mecburiyetten yola çıkan bir aile.. Esaretten kurtulmak isterken Sibirya’da esaretin soğuğuna düşmüş onlarca insan ve Mustafa.. Modern dünyanın klasiği olan devletlerin bitmek bilmeyen iktidar hırsı arasında kendi vatanlarında yabancı olmak zorunda kalan halkın hâlinin Mehmed Niyazinin kalemine düşmüşlüğü “Ölüm Daha Güzeldi”

Şubat ayının konuları mailime düştüğünde bu defa bir inceleme yazısı kaleme almak fikri zihnimde uyandı ve hemen kitapçının yolunu tuttum. Onlarca kitabın arasından indirdiğim kitapta beni neyin beklediğine dair bir fikrim yoktu lakin bir takım gerçekleri yüzüme ve kalemime vuracağı hissi onu raftan elime ilk aldığım andan beri üzerimdeydi. Ve başına oturduktan sonra kitabın kapağını kaldırmam ile kapatmam arasında geçen ortalama 180 dakika adeta  bulunduğum yerde değil kahramanlar arasında ve onların acılarıyla beraber idim.

Dönemine ışık tutarken siyasi kavgaların arasında kaybolmuyor

Yukarıda en sevdiğim kısımlardan birisini alıntıladığım kitaba dair söyleyebileceğim ilk şey betimlemeler. Sayfaları çevirmeye başlamadan önce bilmelisiniz ki Mütefekkir betimlemeleri ile zihninizin elinden tutup sizi olayların yaşandığı yerlere götürüyor bu kitabında. Yani olayların arasında dolaşırken;kelimelerle Sibirya’nın soğuğunda Hasan dedeyle beraber su taşıyorsunuz ve paçalarınızın ıslaklığı Hasan Dede’yi olmasa da sizi vuruyor. Ve Tahir’le beraber esaret altında yeni dostlar ediniyorsunuz. Bununla birlikte karakterlerin ruh hali sizi alıp kahramanın psikolojisine bürüyecek kadar iyi yansıtılmış.Öyle ki sayfayı çevirirken bir sonraki sayfada sorguya gittiğinde konuşup konuşmamak noktasında arada kalmış Tahir’e hak veriyor kendi fikrinizi söylüyor hatta sizinle aynı fikirde olduğu için akıl aldığı diğer mahkuma teşekkür bile ediyorsunuz. Bir de eklemeliyim ki dönemin siyasi şartları ve yaşanan dalgalanmalar kitaba oldukça başarılı bir şekilde aksettirilmiş. Kitap dönemine ışık tutarken acı ve fikir arasındaki o ince orantı o kadar güzel sağlanmış ki siyasi kavgalar arasında kaybolmuyor ve fakat gerektiği kadar öğrenip hatırlıyor ama daha güçlü bir şekilde yaşanılan acıları hissediyorsunuz. Mesela cümleler arasına başarıyla sıkıştırılan küçük anektodlarda; kitaplarda okuduğumuz ideolojilerin,yeni nesilin tabiriyle”-izmlerin” hayat bulmuş hâlini görüyorsunuz. Ancak bunları mahkumların esaret kampındaki anılarında tatbik etmek bir kez daha teorinin pratiğe yansıdığı zaman orataya çıkardığı tablo olduğu için tüylerinizi ürpertiyor. Yani Sovyet Sosyalist Rusya ile ilgili belki onlarca teorik bilginiz olsa da kitaptaki pasajlar bir kez daha kalbinizin zihninizle beraber sıkışmasına sebep oluyor.

olum-daha-guzeldi-mehmed-niyazi-pdf-e-kitap-oku-ind

Teknik dilin ötesinde şahsıma bakan yönüyle ise okuması sadece üç saatimi almış olsa da muhayyilemde yeni hareketlilikler uyandıran bu kitap yıllar geçse de dünya üzerinde bazı kavgaların hiç bitmediği gibi artarak devam ettiğini hatırlattı bana. Yıl 1900’lü de olsa 2000’li de bu kavga yeryüzünde hep var. Hem de en acı hâliyle. Halbuki  âdemoğlunun cennetten dünyaya ilk gönderildiği andan bu yana mülteci yahut sığınmacı olduğunu farkettmeliydi insan esasen. Yani Hz. Âdem’den bu yana dünya tarihinde doğmuş insan sayısı kadar mülteciyi ağırlamış bu koca kainat. Mülteci olmak alnımızdaki çizgilerden biriyle kader çizgimizde birleşmiş anlayacağınız. Asıl acı olansa halkların bunu unutup sırf geçici yurdunu da kaybettiği için kendisine sığınanlara fazlalık gözüyle bakması. Halbuki unutulmamalı ki hamurumuzda var olan bu yönümüz esas yurdumuza tekrar göç etmeden önce bu dünya üzerinde de bir kez daha bize kendisini hatırlatabilir ve her an bizde bu yönümüzle yaşayabiliriz. Hele ki varlığı J.J.Rouuse’ya ithaf edilen Toplum Sözleşmesini iktidarla imzalamış kimseler olarak düzen kavgasının içinde ne vakit kalacağımız bir saniye dahi belirli değilken. Ne de olsa Niyazi’nin de kitabında ”Bir iktidar humması! Zulüm her yerde saltanatını kurmuş;ama hiçbir yerde uzun ömürlü olamamıştır.” dediği gibi sonuçta bu bir iktidar humması! Bu nedenle marifet dünyanın Âdem’e açtığı cömertlikle kapılarımızı açabilmekte zannediyorum. Ve bizler bu konuda ne kadar mahiriz diye sormaya lüzum dahi yok maalesef…

Mutlaka okunması gereken bu eser için; kalemine sağlık Mehmed Niyazi. Dünya üzerindeki bu iktidar humması bir an önce eksilsin hayatımızdan ama sen eksilme yazımızdan.

 

 

 

Yazar Hakkında

Tuğba Betül Özsoy

1991 Ankara doğumluyum.İk ve Orta öğrenimimi Aydın-Nazili’de tamamladım.Lakin lisans hayatım öncesi gibi tek şehirde geçmedi.2008-2009 yılları arasında Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Öğretmenliği Bölümü’nü kazanıp burada bir yıl geçirdikten sonra lisedeki hedefimi unutamayıp okulu bıraktım ve 2011-2015 yılları arasında öğrenim aldığım,hali hazırda mesleğini icra etmeye yaklaştığım İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Bölümü’nü kazandım ve mezun oldum.Lakin okuma maceram bu aşamada sonlanmamış olup halen 2016 yılı itibariyle kazanıp kayıt yaptırdığım İstanbul Medipol Üniversitesi Uygulamalı İngilizce ve Çevirmenlik Bölümü öğrencisiyim.
Derginin bana ayırdığı bu küçük kısımda kalemimi,kelimelerimi sizinle paylaşacak olmanın heyecanını yaşıyorum.Umarım kelimeler en güzel ortak noktamız olur.Huzura vesile olan güzel kelimeler paylaşırız.Kısaca ben buyum.Ama yukarda verdiğim kronolojik bilgilerin dışında ki bence en güzel tanıtma şeklimdir kendimi;
“Bir ademoğlu ile zevcesinin kerimesiyim”…

Yorum Yap