Çeviri Psikoloji

Özgür İstenç Düşündüğünüz Şey Değildir

Greg Nirshberg[*]

Kısa süre önce brainblogger’da özgür istencin bir yanılsama olduğu fikrine karşı bir yayın vardı (Free Will is NOT An Illusion). Yazar, tüm seçimlerin ve kararların bilinçaltı zihne göre yapıldığı fikrine karşı, “beynin bilinçli olarak bilinçlenmeden önce bilinçaltı bir karar aldığını” iddia eder. Bunu yanlış bir kavram olarak görür. Özgür istencin yanılsamasını göstermeyi amaçlayan güvenilir deneylere odaklanır ve onların ya hatalı metodolojiye sahip olduklarını ya da verilerin yanlış yorumlandığını iddia eder. Bu noktada yazar Dr. Klemm ile hem fikir olmaya meyilli olacağım. Ancak uzun süre özgür istenç kavramlarını göz ardı etmek üzere bahsettiği deneyler, bizim için yeterli değildir. Aynı zamanda Dr. Klemm ifadelerinde bilinçte yer alan bilinçaltı olarak adlandırdığımız ve bunların karar verme ile nasıl bağlantılı olduğu gibi süreçleri ayırmanın güçlüğüne tam da ayak basar. Kanımca problem, Dr. Klemm’in tüm akıl yürütme biçimine yanlış varsayımlardan başlamasıdır. Bu varsayımlar, makalenin sonunda Dr. Klemm’in ulaştığı sonuçta örtülü olarak görülebilir:

“GERÇEK DÜNYADA BİLİNÇALTI VE BİLİNÇ ETKİLEŞİM İÇİNDEDİR VE SORUMLULUKLARI PAYLAŞIRLAR. BİLİNÇ BİSİKLETE BİNMEK, BİR MÜZİK ESERİNİ ÇALMAK GİBİ KARIŞIK YA DA ALIŞILMAMIŞ GÖREVLERLE UĞRAŞIRKEN, BİLİNÇALTI ALIŞKANLIKLAR  YA DA KÖKLEŞMİŞ ÖNYARGILAR GİBİ BASİT YA DA İYİ ÖĞRENİLMİŞ GÖREVLERİ YÖNETİR. ÇOĞU KİŞİ YENİ ÖĞRENMENİN ÖZGÜR İSTENÇ ARACILIĞIYLA OLDUĞUNU DÜŞÜNÜR. ÇÜNKÜ BİLİNÇALTI HENÜZ ÖĞRENMEK İÇİN BİR OLANAĞA SAHİP DEĞİLDİR.”

Bu akıl yürütme biçiminde temel hata olarak gördüğüm şey, özgür istencin bilinçli tercihlerin alanında bulunmasının gerekçesiz üstlenilmesidir. Bilinçli bir seçim, özgür bir seçimdir. Özgür istenç kavramının en sofistike eleştirileri insanların özgür istençten yoksun olduğunu iddia edemez çünkü kararlar bilinçsizdir (bu kesinlikle bir bulmacanın parçası olsa da) fakat karar vermenin, tercihin ve eylemin bilinçli sürecinde bile özgür istenç eksiktir. Bu teoriler, bir seçim yapmanın bilinçli deneyiminin aslında bir epifenomen olduğunu iddia eder (yani – bilinçli deneyiminiz yalnızca gezinti boyunca geçerlidir; o, sonuçta meydana gelen eylem üzerinde nedensel bir etkiye sahip olmayan pasif bir gözlemcidir) ve bilinçli yaşamınızla birlikte giden irade hissi sadece… bir “his”tir.

Bu tür argümanları destekleyen birçok yakınsak mantık çizgisi vardır; bilinçaltı karar verme süreci teorisi sadece bir tanesidir. Diğer akıl yürütme biçimleri, fizik, biyoloji, psikoloji, nörobilim ve daha nüanslı felsefi argümanlardan gelen argümanlar da dahil olmak üzere birçok farklı biçime sahiptir.

Özgür istencin etkileri ile ilgili özellikle bazı ilginç nörolojik bozukluklar bulunmaktadır. Bunlardan biri, insanların bir veya daha fazla vücut parçası üzerinde duyu algısını kaybettiği ünlü yabancı el sendromudur (Dr. Strangelove). Kişinin elleri “kendi zihniyle” hareket edecek fakat ulaşmaya niyet etmediği şeylere ulaşacaktır. Ellerden biri belli bir satranç taşını hareket ettirecek, diğeri ise başka bir taşı değiştirecek. Bazen, hâlâ kontrol altında olan el, yabancı elin, bireyin yapmasını istemediği şeyleri yapmasını engellemek için kullanılacaktır. Bu sendromun araştırılması, bir kişinin algı duyusuyla ilişkili beyinde özel bir alanın bulunduğunu, bu alanın parçalarına zarar vermenin bu “duyunun” amaçlı kaybına yol açabileceğini ortaya çıkarmıştır.

Bir kişinin tüm duyu algısını tamamen yitirdiği daha da olağanüstü bir durum söz konusudur (şu an beni suçlayan ismi kim biliyorsa, lütfen bana bildirin). Onlar eylemleri üzerinde hiçbir kontrolü olmadıklarını belirteceklerdir. Kararları bilinçli olarak verirler (yani kararların bilincindedirler) fakat bu kararlarda nedensel rollerinin olmadığını hissederler. Bu aynı zamanda, şizofreni hastalığının belirtilerinden biridir ki bu kişilerde, çoğu zaman eylemlerinin dışsal bir güç tarafından kontrol altına alındığına dair yanılgılar vardır. Psikopatolojinin ilgili formları, sanki biri bir şekilde kasten kafasına bir düşünce sokmuş gibi ya da alternatif olarak onları belirli bir düşünceyi düşünmeye zorlamış gibi (bu duyu algısı ve sahiplik duygusu arasında bir ayrım gösterdiği için hafif ama çok önemli bir farklılıktır) diğer insanlara atfettiği kafasındaki düşünceleri duyan bireyleri içerir.

Bu durumlar bize özgür istenç ile ilgili bilinçaltı kararlar ve bilinç kararları konusunda bir çeşit ayrım yapılmadığını değil, bilincin kendisinin özgür istencin garantörü olmadığını göstermektedir. Yukarıda belirtildiği gibi diğer argümanlar biyolojiye, özellikle de genetik yapımıza odaklanmaktadır. Özellikle, sonuçta ortaya çıkan organizmanın çevresiyle nasıl etkileştiği, beynin nasıl değiştiği ve bunun ne gibi kısıtlamalar yapabileceğine odaklanılır. Bu günlerde gerçek doğa ve beslenmeyle ilgili tartışma yoktur. Çünkü uzun zaman önce gerçeğin her ikisinin de bir karışımı olduğu kabul edilmiştir. Bu madalyonun her iki tarafı da beyindeki nöronal ateşleme ve sinaptik bağlantılarda kendini gösterir. Genler, nöronal oluşumlarına dayanarak belirli şekillerde hareket etmek için belli eğilimlere sahip bedenler oluştururlar. Tecrübemiz, zamanla bağlantıları kısaltır, güçlendirir ve kurar. Dolayısıyla, tüm davranış ve karar verme, sabit yasalara göre zamanla değişmiş olan bazı başlangıç koşullarının sonucudur. Mevcut kararlar biyolojimize ve deneyimlerimize, geçmiş kararlarımıza ve sonuçlarına dayanmaktadır ve verilen herhangi bir örnekte, girdi grubu dikkate alındığında tek bir olası sonuç vardır.

Daha ince taneli bir fiziksel fenomen seviyesine getirme özgür istence yer veriyorsa, tüm davranışlar bir grup atomun üç boyutlu organizasyonel izdüşümüdür veya çok katı fizik yasalarına göre etkileşimde bulunan proton ve elektronlardır? Her bir belirli atomun kendi “istenci” yoktur. Fakat yine de çok geniş bir atom topluluğunun tamamen farklı bir şekilde özgür olması varsayılıyor? Genelde o, özgür istencin kuantum mekaniksel teorilerinin gizlice sokulduğu bu noktadadır, fakat kuantum mekaniği belirsizliğinin maddenin yüksek mertebeden konstrüksiyonları üzerinde herhangi bir etkisi olup olmadığına dair soruların yanı sıra, belirsizliğin kendisi özgür istenci vermez, basitçe rastlantısallığı verir. Özgür istenci açıklamak için inançları, arzuları ve değerleri olan bir kimsenin, kasten isteyerek, ama yine de belirsiz bir şekilde[†] nasıl karar verebileceğini açıklayabilmeliyiz. Mikropartiküllerin kuantum belirsizliği bize hiç teselli vermiyor.

Bu, bir irade olduğundan emin olmama rağmen, özgür istence karşı bir saldırı değildi. Daha ziyade, kötü tanımlanmış bir özgür istenç anlayışına dair çok basit bir saldırıydı. Konunun kapsamlı bir araştırması, bir dizi gönderiyi (gelecekte üzerinde biraz zaman geçirmeyi planlıyorum) kapsayacaktır. İlk etapta karşılaşmak istediğim şey, Freud’tan kalma olup olmadığı ya da bilincin hatalı kavramlarıyla ilgisi olup olmadığıdır. Aslında özgür istenci savunmaya çalışırken, aslında özgür istenç hakkında konuşmuyoruz. Bu yazıda bahsettiğim şeylerin neredeyse kesinlikle farkında olan Dr. Klemm, bu konuyla ilgili düşüncemize izin veriyor gibi görünüyor. Onun geçmişi göz önüne alındığında, muhtemelen onları benden daha iyi anlıyor. Fakat yanlış bir varsayımdan başlamış olduğu için, sonuçları da yanlış yönlendirilmiştir. “Özgür” eylem nedir? “Niyet” in doğası nedir? Özgür istence sahip olan kişi kim ya da nedir? Bu soruların aksine, psikoloji ve sinirbilim, bir “ben” in gerçekte ne olduğu ve bu kavramın kendisi için uygun bir kurgu olup olmadığıyla ilgili standart kavramları ortadan kaldırmıştır. Kararlar bilinçli bir şekilde yapıldığı için kendi, özgür istencin bir savunucusu değil, birinin yapılabileceği iddia edilir.

Yazının Orijinali:

http://cognitivephilosophy.net/consciousness/free-will-is-not-what-you-think-it-is/

*Özgür iradenin determinizm ile uyumlu olduğunu tartışabilirdiniz. Bazı ağır sikletlerin yapmaya teşebbüs ettiği zorlu bir felsefi çaba olduğundan şimdilik sadece argümanın var olduğuna dikkat edeceğim. Bu nokta için burada güçlü bir argüman yapmama rağmen bu cümlenin son altı kelimesini eksiltmek için özgürsünüz (bunu sevdiniz mi?).  Asıl mesele hâlâ duruyor…

[*] Bilişsel Bilimler alanında eğitimini tamamlayan  Greg Nirshberg, şu an Wisconsin Üniversitesi’nde (Madison) Felsefe alanında doktora yapmaktadır. Boş zamanlarını bilinç, özgür istenç, ahlak ve çay hakkında ne olursa onun üzerine düşünmekle, tartışmakla geçiriyor. Bu şeyleri yapmadığı zaman, onu dışarıda koşarken veya web sitelerini tasarlarken köşesine çekilmiş olarak bulabilirsiniz.

Yazar Hakkında

Gülşen Aydın

Yorum Yap