Gündem Kritik

Popülist Siyasete Muhalif Bir Portre: Muhsin Yazıcıoğlu

Yazar | Fikri AKSU

Türk siyasi tarihinde popülizmin rüzgarına kapılmayan, onun gidişinin aksi yönünde görüşler belirtebilen belki de nadir siyasi lider vardır. Bu nadir liderlerden biri de 25 Mart 2009 tarihinde şaibeli bir kazada kaybettiğimiz Muhsin Yazıcıoğlu’dur.

Yazıcıoğlu’nun geçmişinden bahsetmeye çok da gerek yok!

Onu bilenler bilir!

Hangi zorlu şartların üstesinden geldiğini, hangi zorlu virajları başarıyla döndüğünü bilmeyeneler aslında Türkiye’nin siyasi tarihinin de kısmen cahilidirler. Kimilerinin bedensel uzuvlarını, kimilerinin akıl sağlığını, kimilerinin de ABD’nin Ilımlı İslam projesi kapsamında cezaevlerindeki siyasi mahkumlara sezdirmeden okuttuuğu kitaplar vasıtasıyla İslamcı ideolojiye kayarak fikir sağlığını kaybettiği bir ortamda 7,5 yıl kalmış ancak 1 gün bile hüküm giymemiştir. Her türlü fiziki ve psikolojik işkenceye maruz bırakan darbeci zihniyetin teslim almak istediği Türk insanının zorlu şartlarda liderliğini yürütmüş bir gençtir Yazıcıoğlu o yıllarda…

Yusufiye imtihanından sağlam kurtulan nadir insanlardan biri olarak çözümü siyasette aramış ve 1980’lerin sonundan vefat edene kadar siyasi mücadele içerisinde bulunmuştur.

Darbelerden çok çekmiş bir mütefekkir siyasetçi olarak 28 Şubat sürecinde milletinin yanından durmuş ve “Türkiye İran olmaz, Cezayir olmaz, Suriye olmasına da biz müsaade etmeyeceğiz” çıkışıyla dönemin zorlu koşullarında akıntıya karşı duruşunu bir kez daha göstermiş ve darbeciliğin baskın olduğu bir ortamda ona karşı duran nadir siyasi liderlerden biri olmuştur.

1990’ların başında büyük bir heyecanla başlattığı “Büyük Birlik” projesi ne yazık ki vefatına ve bugüne kadar milletten beklenen ilgiyi görmemiştir. Türk Milleti bu gizli kahramanına niçin kayıtsız kalmıştır? Bunun en temel nedeni olarak, medyanın yarattığı sahte kahramanları ön plana çıkarmasını ve bu kişilerin de sözde halkçı yani popülist politikalarla iktiadarlarını korumaya çalışmalarını görüyorum. Sermaye ile uzlaşan ya da uzlaşmak zorunda kalan iktiadarlar gelip geçerken, Türkiye’nin toplumsal anlamda nefes almasını sağlayacak Yazıcıoğlu’nun GÖR (Güvenlik-Özgürlük-Refah) projesi ise hiç yankı bulmuyordu.

Vefatından iki gün önce dahi “Doğru olacağız, doğru gideceğiz, dik duracağız” diyordu. Bu sözler daha çok siyasetin kirli çarklarında kirlenmemiş genç bir siyasetçiye yakışırdı. Ya da doğru icraatların yapılmasının önündeki engellerle hiç karşılaşmamış genç bir siyasetçiye yakışırdı. Ancak Yazıcıoğlu bu sözleri 55 yaşında iken ölümünden iki gün önce söylüyordu. Siyasetin kirli çarklarında 55 yaşında iken bile kirlenmemişti ve engellerle bir çok kez karşılaşmış olmasına rağmen, engelleri aşma gücü ve iştiyakını bir genç gibi ruhunun en derin hücrelerinde taşıyordu.

Ülkemizde kimilerinin kıymeti sağlığında anlaşılırken, çoğunluğun kıymeti ölümünden sonra anlaşılır. Ancak Yazıcıoğlu’nun kıymeti öldükten sonra dahi anlaşılmamıştır. Bakmayın cenazesine milyonlarca kişinin geldiğine! Kıymeti anlaşılmış olsa idi, en azından ölümünde rahat bırakılır ve saygı gösterilirdi. Ölümü dahi popülist bir malzeme olarak kullanıldı, hem de hiç ar edilmeden! Ölümü ilk önce kayıp Barnabas incili ile ilişkilendirildi, sonrasında siyasi rüzgar gereği ‘Ergenekon’ örgütüne ihale edildi. Şimdi de Yazıcıoğlu’nu şehit edenlerin FETÖ olduğu söyleniyor…

Adının ne önemi var! Yazıcıoğlu’nu şehit edenleri biz çok iyi tanıyoruz. Onu şehit edenler ellerindeki gücü korumak için dünyada yapmadıkları operasyon ve manipülasyon kalmayan, arkasında küresel sermaye olan kirli ellerdir. Çünkü Yazıcıoğlu bu ülkede doğrunun yerini almış olan popülist ve küresel politikaların amansız düşmanı ve savaşçısıdır. Vücudu aramızda olmasa da, onun mayası bu milletin mayasıdır, ruhu aramızda dolaşmaktadır ve gölgesi dahi bu ülkenin düşmanlarını hala korkutmaktadır.

Ölümünün 8. Yılında büyük lideri, hakiki “Reis”i rahmetle anıyorum…

 

 

Yazar Hakkında

Fikri AKSU

Tahmis Dergi’de doğdu. Hayattan beklentisi burada yazarak ölmektir.

Yorum Yap