Aktüel

Renkler

İnsanoğlu yüzyıllardır farklı inançlar ve değişik kültürleriyle bir arada yaşamaya çalışıyor. Bugüne dek; din, kültür ve etnik farklılıklar toplumların yaşam için ürettikleri çözüm olmuşken, kimi zaman da paradokslara,savaşlara ve göçlere neden olmuştur.

Son zamanlarda sık sık duyduğumuz ve yıllardan beri devam eden, tartışmalara konu olan asimilasyon ve entegrasyon; insanoğlunun beraber yaşamaya çalışmasından, farklılıklarından ve ayrılıklarından dolayı çatıştığı konulardan olagelmiştir. Asimilasyon; azınlık toplumların çoğunluğu benimseyip, tek taraflı uyum ile o çoğunluğun içinde yok olmasıyken, entegrasyon ise; çoğunluğun azınlığa uyum sağlaması ve her iki toplumun da eşit haklara sahip olmasıdır.

Anadolu’nun önemli uygarlıklarından olan Hitit’ler, istila ettikleri toplulukların tanrılarını da, kendi taptıkları tanrıların içine katıp, hem inanç zenginliklerini ortaya koymuş, hem de o toplumla daha iyi entegre olarak Anadolu coğrafyasında uzun yıllar yaşamış ve önemli bir uygarlık oluşturmuşlardır.

İspanya’dan kovulan Yahudiler (Sefarad Yahudileri), Avrupa da sığınacak hiçbir Devlet bulamazlarken, Osmanlı Devleti’nin Anadolu davetiyle, karşıklı çıkar sözleşmelerini kabul ederek, ticaretin Anadolu topraklarında gelişmesine vesile olmuşlardır.1.Dünya Savaşı’ında, Osmanlı Devleti güvenliğini sağlamak için ,kendisine ihanet eden Ermeni’leri Anadolu’dan göç etmeye ikna etmiş, dolayısıyla burada bile Anadolu Coğrafyasının hoşgörüsü ortaya çıkmaktadır.

Avrupa’nın göbeğinde üstün ırk oluşturma gayretinde olan Nazi’ler,hem dinsel hem de kültürel farklılıkları olan Yahudi’leri asimile ederek büyük bir insanlık dramına neden olmuşlardır.

asimilasyon

1960’lı yıllar da iş gücüne ihtiyaç duyan Almanya’ya, Türkiye’den birçok insan,daha iyi kazanç ve daha iyi yaşam umuduyla göç edip, “Gurbetçi” olarak o topluma entegre olmaya çalışıp, günümüzde üçüncü nesile kadar ulaşmışlardır. Fakat son yıllarda, bu entegrasyon dışında kalan otoriter durumların oluşturulmasıyla, Almanya’nın bazı okullarında Türkçe konuşmak yasaklanıp, derslerin kaldırılması gelecek nesillerin Türkçe öğrenmesini sınırlandırmış durumda. Böylelikle tüm bunlar “entegrasyon adı altında bir asimilasyon politikası” mı uygulanıyor? sorusunu da akla getiriyor.

Farklılıklarımız kültür zenginliğimizi ortaya çıkarırken, bunun farkında olup bir arada hoşgörüyle yaşamak erdem ise, bunu başaramayıp birbirini red eden toplumlar; huzursuz ve iç barışı sağlayamamanın verdiği umutsuzluk ve mutsuzluğu ilelebet yaşayacaklardır.

Yazar Hakkında

Gülcen Durak

1984 yılında Edremit’te dünyaya geldi.İlköğretim-Lise dönemini memleketinde,Üniversite eğitimini Balıkesir’de tamamladı.Yirmili yaşlarında Edebiyat’a daha çok vakit ayırmaya ve yazmaya başladı. Çeşitli Edebiyat-Sanat dergileriyle yazılarını paylaşan ve bir süredir ilgilendiği Fotoğraf Sanatıyla; dernek bazında ki faaliyetlerinin beraberinde,yazılı ve sosyal çalışmalarına da halen devam etmektedir.Edebiyat’ın;ruhun sığınacağı en güzel liman,öğrenmenin ve yenilenmenin ise yaşam boyu gerekli olduğu düşüncesindedir.Çeşitli sanat dallarında ki gelişmeleri,dünya mutfaklarını,tasarım ve dekor alanında ki araştırmaları da yakından takip etmektedir.Kuzey Ege’de yaşamını sürdüren,küçük şeylerle mutlu olabilen,boş vakti olmayan,sürekli meşgul,ailesiyle birlikte gülebilen,çoğunlukla huzurlu,arada bir hüzünlü,çayı aramayan kahve seven,evli ve iki çocuk annesi tipik bir yengeç kadını…

Yorum Yap