Kültür-Sanat Sinema

Selvi Boylum Al Yazmalım: Aşk Mı? Sevgi Mi?

“Benim adım İlyas,kamyonumun adı Aldırma Gönül.Ya senin adın ney al yazmalı?”

Çok sevdiği, elleriyle nakışladığı kırmızı kamyonu çamura batmasaydı göremeyecekti, tanışamayacaktı belki de Asya ile. Dilek, İlyas’a baraj işini vermeyip çamursuz işlere gönderseydi, al yazmalısıyla yolları kesişmeyecekti kimbilir. İlyas, Asya’nın doğum yaptığı yağmurlu bir gecede, şirket malı kamyonuyla yoluna çıkan Cemşit’e yardım edipte, onbir kişinin hayatını kurtarmasaydı, o çok sevdiği, “Al Yazmalım” nakışladığı kamyonunu elinden aldılar diye içkiyle tanışır mıydı? Ardı ardına buhranlara kapılıp evinin yolunu, kundakta ki bebesini, karısını unutup, başka bir kadınla gider miydi? İlyas terketmeseydi, Asya biçare kalıp yollara düşmeseydi, Cemşit ile Asya küçük Samet’in hastalığıyla birleşir miydi? Cemşit, sevdiklerini acı bir şekilde kaybeden yapayalnız işinde gücünde bir adamken,tanrı misafiri bir kadını ve kucağında ki bebeyi bu kadar sahiplenip yardım eder miydi? Sever miydi? Kader….

Cengiz Aytmatov’un Aynı Adlı Romanından uyarlanmış, hafızlara kazınmış unutulmaz sahneleriyle, Çukurovanın hakikatli duygularıyla, ciğeri yakan acılarıyla,hayatlarıyla, Anadolu insanının gerçekleriyle harmanlanan senaryosuyla, Atıf Yılmaz, Kadir İnanır, Türkan Şoray ve Ahmet Mekin böylesine dokunmasalardı insanların yüreklerine, Selvi Boylum Alyazmalım 100 yılın en iyi Türk filmi seçilir miydi?

Az kara çal da eline yüzüne kimseler beğenmesin seni derler büyüklerimiz. Anası, her dışarı çıkmasında Asya’nın güzel yüzüne ateşteki kazanlardan kara çalsa da, az ilerde dereye inip, elini yüzünü paklayıp al yazmasını da başına bağlar gider yoluna.. Temiz ve saf iyi kalpli bir köylü kızı Asya. İlyas aklı havada, deli mi deli hayta bir delikanlı. Evlenmek kim İlyas kim. Al yazmasını bağlayıpta elinde süt kovasıyla süzülen Asya’yı görünce vurulmuştur bir kere. Film de iç ses konuşmaları o kadar yerinde ki, oyuncuların edalarıyla birleşince etkilenmemek elde değil. O çamurun içinde ilk karşılaşmalarında;

 

İlyasVay anam vaaayy o ne güzel kız.

Asya-Anam bi duyarsa…

İlyas-Al yazmalı bir dakika

Asya-Durursam bir daha kurtulamam…

Ardından gider Asya’nın, göz göze gelirler.. Hiç bir şey umurunda olmaz ya insanın, dünya nereye dönerse dönsün biz varız artık dedirten haller o bakışlar. Yine bir iç ses.. Asya; Hiç mi gün görmeyeceğim ben, yüreğim kaydıysa günah mı? Anam da duyarsa duysun der ve İlyas’ın kamyonuna biner. Devamı çabuk gelir. Saçlarına mavi boncuklar takan al yazmalı köylü güzeliyle, kırmızı nakışlı kamyon şoförü delikanlıya da sevda değmiştir bir kere.

İlyas-Elinden tutarsam benimle gelirmi?

Asya-Seninim işte al götür beni.

İmam nikahıyla evlenirler, düğünleri olur. Asya’nın anası ve babası sırt dönerler kızlarına ama Asya’nın umrunda bile değildir.Çünkü artık İlyas’a kavuşmuştur.Haykırırlar sevinçlerini dağlara taşlara;

“Selvi boylum al yazmalım, kadınım, Asya’m.. Hoş geldin deyin arkadaşlar sevgilime, hoş gördük yüce kale. Heyy traktörlü amca sevgilime hoş geldin de. Hoş bulduk yalnız çınar, sevgilin nerde? Buraya bakın keçiler, sevgilime hoş geldin deyin. Hoş bulduk sakallı keçi. Heyy gökyüzü, güneş. Bereketli tarlalar, yüreğim kadar coşkun dere, selam size..”

Asya-Herkesin kocasından yakışıklıydı, benimdi.

İlyas-Köye her dönüşüm, karıma kavuşacağımı bilerek heyecan verirdi bana, o kadar iyiydi ki..

Bir gün İstemediği bir iş yolculuğuna çıkmış evine gecikecekti, canı sıkkındı. Asya doğurmak üzereydi. Biran önce evine varmak istiyordu. Yağmurdan göz gözü görmüyor, kamyonunda yetiştirmesi gereken ağır yükle yol almaya çalışıyordu İlyas. O gece karşısına, hayatını değiştirecek olan yol ustası Cemşit çıktı. Minübüsüyle yolda kalan  insanlara yardım etmesini istedi. Baştan istemese de ısrarlara dayanamayıp kamyonuyla çekti minübüsü. Sabah olmuştu, yol bitmişti, on bir kişi İlyas’ın sayesinde kurtulmuştu. Ama İlyas o geceki yardımı yüzünden müdürünün gözünden düştü. Kamyonu elinden alındı, şoförlük yerine başka bir işe verildi. Günden güne kötüye gidiyordu. Sevdiği işi yapamıyor sırf çocuğunun, karısının evinin rızkı için sevmediği bir işe katlanıyordu. Zaman geçtikçe ailesinden uzaklaşarak, her gün içiyor bazen eve gelmiyordu. Bir oğlu olmuştu, adını Samet koymuştu ama artık gözü çok sevdiği oğlunu bile görmüyordu.

Tam da o günlerde aklına başka bir kadın girdi, çekti aldı İlyas’ı ailesinden. Asya için zor günler başladı. Kucağında ki bebekle günlerce aylarca bekledi kocasını Asya, ama gelmedi. Bir gün kendi gözleriyle gördü kocasını başka bir kadınla. Üzüldü, ağladı. Evi bomboştu artık, bebeğinden başka kimsesi kalmamıştı. Nereye gideceğini bilmeden küçük Samet’i de alıp evini terketti yollara düştü. İyi ki Cemşit çıktı yoluna,ona sığındı..

İşte o sahne; Kucağında bebeğiyle bir başına çaresiz kalmış bir kadın, tanımadığı bir adama sığınmak zorunda kalmış, çaresiz anne. Hele kaldığı odanın kapısını Cemşit’in ardından iki kez kilitkeyişi, o anda ki korkusu..

Yıllardır çocuk sesine hasret kalmış Cemşit’e can yoldaşı olurlar oğluyla birlikte. Samet’in ilk gün seyreden hastalığı onları birbirlerine bağlar. Oğlu iyileşince evine dönmek isteyen Asya gittiğinde  umduğunu bulamaz. İlyas evine dönmemiş üstelik Dilek diye bir kadınla köyü terketmiştir. Artık sığınacağı tek bir el,onu çocuğuyla birlikte kabul edecek bir Cemşit vardır. Hükümet nikahıyla evlenirler. İlk evliliğinin geçersiz olduğunu duyması şaşırtır Asya’yı. Samet büyür, Cemşit’e baba der, o da oğlunu bağrına basar sevgisiyle büyütür. Zaman geçer bir kaza olur İlyas çıkar gelir. Asya ne yapacağını şaşırır, Cemşit İlyas’ın kim olduğunun farkındadır, müdehale etmez.Sabırla kararı Asya’nın vermesini bekler. İki adamın arasında kalan Asya Allah’tan yardım ister. Bir yanda hala unutamadığı ama onu terkedip giden aşkı çocuğunun babası İlyas, diğer yanda kocası olan, onu koruyan sahip çıkan, emek veren, seven Cemşit.

”Mutluluk neydi? Mutluluk bu muydu? Mutluluk nedir bilmezdim ben. O vardı bir zamanlar, onu sevmiştim. Coşkun akan dere, sonbahar rüzgarıyla ürperen yapraklar, cama vurup dağılan yağmur damlaları, bir yürek çarpıntısı..”

İlyas gidelim der ama kararını verir Asya. O sahne.. yol kenarında oğlu Samet’i alıp kaçan İlyas, Cemşit için baba baba diye ağlayan Samet, hafızalara kazınan o kırmızı kamyon, ardında Cemşit, bunların önünde pare pare olmuş Asya. Samet Cemşit’e koşar ve Asya da ardından gider. Sol omzunun üstünden geriye bakar ama yinede devam eder yoluna. Çünkü yeri Cemşit’in yanıdır. Onu bırakamaz.. İşte bu filmle bir kez daha ortaya çıkıyor asıl kıymetli olanın sevgi olduğu.

 “Sonunda coşkun akan dere durulur.Yapraklar kurur,dökülür.Yağmur diner,güneş çıkardı.Sevgi neydi?Sevgi sahip çıkan dost,sıcak insan eliydi,sevgi emekti,sevgi iyilikti..”

..Elveda Asya,elveda selvi boylum al yazmalım..Elveda..

Bitmemiş türküm benim…

 

Yazar Hakkında

Gülcen Durak

1984 yılında Edremit’te dünyaya geldi.İlköğretim-Lise dönemini memleketinde,Üniversite eğitimini Balıkesir’de tamamladı.Yirmili yaşlarında Edebiyat’a daha çok vakit ayırmaya ve yazmaya başladı. Çeşitli Edebiyat-Sanat dergileriyle yazılarını paylaşan ve bir süredir ilgilendiği Fotoğraf Sanatıyla; dernek bazında ki faaliyetlerinin beraberinde,yazılı ve sosyal çalışmalarına da halen devam etmektedir.Edebiyat’ın;ruhun sığınacağı en güzel liman,öğrenmenin ve yenilenmenin ise yaşam boyu gerekli olduğu düşüncesindedir.Çeşitli sanat dallarında ki gelişmeleri,dünya mutfaklarını,tasarım ve dekor alanında ki araştırmaları da yakından takip etmektedir.Kuzey Ege’de yaşamını sürdüren,küçük şeylerle mutlu olabilen,boş vakti olmayan,sürekli meşgul,ailesiyle birlikte gülebilen,çoğunlukla huzurlu,arada bir hüzünlü,çayı aramayan kahve seven,evli ve iki çocuk annesi tipik bir yengeç kadını…

Yorum Yap