Edebiyat

Şeytanın elindeki şey: Kelime

Yazar | Fikri AKSU

Şeytanın elinde olan şey: Kelime! Beşer insan oldu olalı eşyanın isimlerini bilir. Müsemmanın esmasını yani… Varlığın isimlerini, hakikatini… Kavramları ve kelimeleri…

Şeytanın elindeki şey: Kelime!

Kelimeleri neden ona verdin?

diyordu, The Sunset Limited filminde. “Hâlbuki sana inanan bendim”.

Beşer insan oldu olalı eşyanın isimlerini bilir. Müsemmanın esmasını yani…  Varlığın isimlerini, hakikatini… Kavramları ve kelimeleri…

Bir şeyin dış dünyadaki varlığı ancak algılamamızla sabittir. Zihnimizdeki varlığıyla. Dokunabiliyorsak hissederiz, hissedebiliyorsak o vardır. Yahut da zihnimizde bir kelimesi olan ve kavram addedebileceğimiz her şeyin dış dünyadaki varlığını da yadsımayız.  Foucault’a hürmetle “ Bu bir pipo mudur? “ diye sorarsak, cevaben “ Evet bu bir pipodur” deriz. Çünkü gördüğümüz şekli, öğrendiğimiz pipo kelimesiyle eşleştirmişizdir. İnsanın varlığı bilişi işte böyle gelişir. Ve doğuştan insan varlığı öğrenmeye yeteneklidir.

Kişinin şeytanı kendisiyle eş değer. Bireysel gelişimimiz kişiliğin zenginleşmesiyle mümkün oluyor. Ve insanın haznesinde ne varsa şeytan onu kullanıyor. Geleneğimizde pek bilinen bir husus vardır. Âlimlerin ve ariflerin şeytanları da büyük olur. Onlarla büyük şeytanlar uğraşır. Sadece kendileri büyük olduğu içindir bu. Efendimiz(s.a.v.)’in şeytanı hatta Müslüman olmuştur.  Ve peygamberlerden, erenlere kadar birçok büyük addedilecek zata şeytanın görünmesi ile ilgili menkıbeler aktarılmıştır ki artık bu şeytanın insanları aldatmak için kullandığı son kozudur. Bu da şu demektir, şeytan kişi ile beraber gelişim gösteriyor. Bu nedenle insani gelişim daireseldir, doğruluğun büyüklüğü nispetinde hata da büyüyebiliyor çünkü şeytan da büyüyor.

Bir seferinde bir dostuma şeytan için ‘edebiyat ustası’ tabirini kullanmıştım. Hâlbuki benden bağımsız bir gelişim göstermemişti. Ben nelerle uğraştıysam, nelere yönelttiysem dikkatimi o da onları bildi, öğrendi. Tek bir avantajı vardı, dikkatimi vermediklerimi de bilinçaltından çekip kullanabilmesiydi. Benim farkında olmadan öğrendiklerimi de bilebiliyordu. İşte bu nedenle bilinçaltıyla ilişkilendirilen rüyaların Rahmani ve Şeytani kısımları olabiliyordu.

Kelimeleri yaratan, onları bizim hizmetimize veren, bize de onları kullanabilme yeteneği verdi. Dolayısıyla salt bilgiyi değil işlenecek malzemeyi bıraktı bize ve bu kelimelerle yöntem oluşturup ilim sahibi olduk. İlim dediğimiz ‘nur’u kalplerimize koydu. Bu ilim olmadan şeytanla gireceğimiz mücadelenin sonunda kuracağımız son cümle hep şu olacaktır:

“Kelimeleri neden ona verdin? Hâlbuki sana inanan bendim”

Yazar Hakkında

Fikri AKSU

Tahmis Dergi'de doğdu. Hayattan beklentisi burada yazarak ölmektir.

Yorum Yap