Aktüel Kritik

Siyasetin Hegemonyası

Yazar | Fikri AKSU

Siyaset, toplumların tüm kesimlerinin kayıtsız kalamadığı, en tepedeki kararların en aşağıdaki kişileri etkilediği ve siyasetin dışındaki tüm diğer alanlar üzerinde hegemonyası olan bir işlevdir. Burada kavramdır diyemiyor, işlevdir diyorum. Çünkü kavram bazen salt akılda çözümlenebilir olanı da ifade eder. Ancak siyasetin kavramı bana göre işlevinden yani insana ve topluma temas ettiği noktadan kesinlikle ayrılamayacağı için siyaseti bir işlev olarak tanımlamanın daha doğru olacağı kanaatindeyim.

Hegemonya kelimesi Türkçe’ de egemenlik olarak karşılığını bulur ve bu karşılığın kelimenin orjinalinden esinlenerek meydana geldiği açıktır. Egemenlik bir şeyin kendisinin dışındaki tüm şeylere olan baskınlığı olarak tanımlanabilir. Peki, bu minvalde siyasetin hegemonyasından bahsederken biz tam olarak ne kastediyoruz?

Siyasetin hegemonyasından kastımız siyasi iradenin, aktif olarak siyasetin içinde olmayan kesime olan etkisi, baskınlığı ve şekillendirmesidir. Tarih boyunca çeşitli siyasi yönetim şekilleri (oligarşi, monarşi, demokrasi gibi) hem kavram olarak tartışılmış hem de uygulama sahası olarak devlet yönetimlerinde görülmüştür. Bu yönetim çeşitlerinin hepsinin kendi içerisinde olumlu ve olumsuz yanları vardır. Yani iyi ve kötü olarak tanımlanabilecek tarafları… Bu iyi ve kötünün belirlenmesinde bilimsel ve felsefi anlayışlar muhakkak etkili olmuştur. Ancak asıl etkin olan unsur daima çağın politik atmosferi olmuştur. Bilim ve felsefe imparatorlar, krallar, devlet başkanları tarafından himaye edildiği ve ona kulak verildiği ölçüde toplum tarafından değerli ve önemli görülmüştür. Gününün siyaseti ile uyuşmayan bilimsel ve felsefi görüşlerin mihmandarlarının bu nedenle siyasetin elinde heder edildiği de vakidir. Hatta kurumsal anlamda din (kilise gibi…) ile uzlaşmış bir siyasetin nasıl yakıcı ve yıkıcı olduğunu görmek için Ortaçağ Avrupa’sını incelemek de yeterli olacaktır. Galileo’nun bilimsel görüşlerinden dolayı yargılandığını, Descartes’in bilimsel görüşlerinin yer aldığı eserini yayınlamaktan bu nedenle çekindiğini de, engizisyonda yargılanıp, Roma’da diri diri yakılan Giordano Bruno’yu da biliyoruz.

kilise

Kanaatimce siyasetin hegemonyasının asli gücü yayın ve propaganda faaliyetidir. Halkın yönetimde etkin olmadığı krallıklar, sultanlar döneminde bile propaganda faaliyeti yürütülmekteydi. Şehir meydanlarında yapılan duyuruları bu minvalde değerlendirmek gerekir. Bugün ise demokrasi yönetiminin olmazsa olmazı olarak kitle iletişim araçlarının yaygınlığı sayesinde bu propaganda faaliyeti oldukça yoğun ve ikna edici bir hüviyettedir. Geçmişte dini otoriteyle iktidarını göklerden (ilahi) temin eden yöneticiler, bugün halkları ikna ederek gücünü yeryüzüne(halka) dayandırmakta ve günlük yaşamdan beslenmektedir. Siyaset her mutlak güç gibi beslendiği şeyi de değiştirip, dönüştürmek istemektedir. Geçmişte bunu dini yorumlamada yaptığı çarpıtmalarla yaparken, bugün kitle iletişim araçlarıyla yürüttüğü yoğun telkinler sayesinde gerçekleştirmektedir. Sivil iradenin (vakıflar, dernekler, sermaye) zayıf, devlet iradesinin güçlü olduğu toplumlarda daha çok hissedilen ancak demokratik anlamda sivil insiyatifin güçlü olduğu toplumlarda da görülen bu etki zaman zaman bir baskı unsuru haline de gelebilmektedir. Bu anlamda toplumun düşünen değerleri toplumun dinamik unsurlarından dışlanır ve sözü dinlenmez olur. Hatta düşünce, kendisini ifade edebilecek kürsüyü dahi zar zor bulabilir. Bu durum “Bize filozof değil, demirci lazım” veciz sözünde karşılığını bulmaktadır.

Bu analizleri ayakları yere sağlam basan örneklerle güçlendirelim:

Kültür Bakanlığı’nın siyasi konjonktür gereği belirli konuda ve perspektifteki filmlere teşvik ve destek verdiğini farz edelim. Bu durumda o ülkenin sineması nasıl bir sinema halini alır? Film çekmek başlı başına ekonomik güç gerektiren bir faaliyettir hele iyi film (çok izlenen demek daha doğru olur. Ünlü yönetmen Robert Bresson’un “imkânlarım arttıkça yaratıcılığım azalıyor” sözüne hürmetle…) çekmek için de ekonomik altyapınızın çoğunlukla güçlü olması gerekir. Böyle bir ortamda devlet desteği bir hayat suyu işlevi görmektedir. Bu çerçevede ekonomik gereksinimleri karşılayamayan tüm sinemacılar bu ekonomik imkândan faydalanmak isteyecek ve karşımıza bir dizi aynı konuların işlendiği filmler ve diziler çıkacaktır.

Çalışma Bakanlığı’nın belirli bir meslekteki kişileri istihdam edenlere teşvik ve destek sağladığını hayal edelim. Hatta buna destek olarak üniversitelerin o meslekteki kişileri yetiştiren bölümlerin sayısını çoğalttığını düşünelim. Bu durumda kitlesel olarak o mesleğe doğru bir yönelim gözlemlemez miyiz? Ya da tam tersi, bir mesleğe yönelik ihtiyacın karşılandığının açıklanmasını düşünün. İnsanlar o mesleği tercih etmekten kaçınacaklardır. (Bunların reel değil tamamen politik amaçlarla yapıldığını varsayıyorum)

Mesela, Gıda Bakanlığı’nın tamamen iyi niyetli olarak küçük çocuklara süt içmeyi teşvik etmek amacıyla süt, ıspanak yemeyi teşvik etmek amacıyla ıspanak, Aile Bakanlığı’nın diş fırçalamayı teşvik etmek amacıyla da diş fırçası dağıttığını düşünün. Bunun neresi kötü değil mi? Elbette ilk bakışta kötü görünmüyor. Ancak bu gibi durumlar uzun vadede sivil iradeyi zayıflatmakta, devletten beklentiyi artırmakta ve siyasetin hegemonyasını güçlendirmektedir.

Dünya üzerinde siyasetin hegemonyasının çözülmesi, bana göre sivil iradenin yani toplumsal etkinliğin güçlenmesi ile olabilir. Bunun yolu da daha az propaganda ve daha çok gerçek bilginin aktarımı ile mümkündür.

 

Yazar Hakkında

Fikri AKSU

Tahmis Dergi’de doğdu. Hayattan beklentisi burada yazarak ölmektir.

1 Yorum

  • eskilerin devlet malı ya da sadaka ile yetişen çocuktan hayır gelmez lafı çok önemli. Bir yakınımın oğlu ölmüştü iki tane torunu yetim kalmıştı. İki tanesi de zeki çocuklardı. çevrenin ve, akrabaların tekliflerini el ve devletin fukara parasıyla bu çocuklar okur, boğazlarından lokma geçerse bu çocuklardan hayırlı insan çekmez ben emeğimle çocukları büyüteceğim demişti. ölene kadar yorgancılık yaparak çocuklara baktı okuttu. her ikisi de doktor oldu. şimdi bu düşünce de insanlar nerde.

Yorum Yap