Düşünce

Siyasette Popülizm

Yazar | Fikri AKSU

Siyasette popülizm kavramı tarihi köklerini Julius Ceaser döneminde, Ceaser’ın Senato’ya karşı halkın tarafını tutan uygulamalarında bulur. Popüler kelimesi Ceaser’ın partisi olan Populares kelimesinden türemiştir. Bilindiği üzere Ceaser Roma Cumhuriyeti’nin Roma İmparatorluğu’na dönüşmesinde merkezi bir konumda durmaktadır. Roma aristokrasisi olan Senatonun stratejik politikaları ile halkın gündelik talepleri arasındaki çatışma Ceaser’i doğurmuştur. Askeri gücü de olan Ceaser bu gerilimde uyguladığı halkçı politikalarla iktidarı ele geçirmiş ve o günkü şartlarda unvan olarak alınabilecek en yüksek paye olarak kendisini ilelebet diktatör ilan ettirmiştir. Ancak devlet yapısı içerisinde daha köklü olan aristokratlar her ne kadar Ceaser’ı bir suikast ile bertaraf etmişlerse de Roma Ceaser’dan sonra onu taklit eden, ondan ilham alan imparatorlar tarafından yönetilmiştir.

Bu tarihi modelde iki unsur göze çarpar: Senato ve halk. Bir yanda eğitimli, stratejik zekâlı ancak bir o kadar da hesapçı aristokratlar dururken, diğer yanda fakirlik içerisinde yaşayan halk ve onun aristokratlar tarafından görmezden gelinen talepleri durmaktadır. Bugünkü anlamda Senato uzun vadeli, planlı bir stratejik yapıyı yani devlet aklını temsil ederken, halk gündelik popülist politikaların uygulanmasının kaynağı olarak hükümeti temsil etmektedir. Bu minvalde uzun vadeli bir öngörüye sahip olan devlet aklının uygulamaları ve öncelikleri, gündelik ihtiyaca odaklanan halkın yani hükümetlerin talepleri ile uyuşmayabilir hatta çatışabilir. Hükümetlerin faaliyetlerinde seçim planlamasına yönelik uygulamalar ön plana çıkmaktadır. Dolayısıyla bu uygulamalar halkın gündelik talepleri dikkate almak durumundadır. Bu uygulamaların aşırı şeklinde “Halk ne derse o!”, “Halkın isteklerini görmezden gelemeyiz”, “Halkın iradesi tecelli eder.” gibi açıklamaların temelinde her türlü propaganda ve ekonomik gücü elinde tutan kesimin iktidarının devamlılığı sağlanmaktadır. Burada şöyle bir problem ortaya çıkar: Halkın her istediği doğru mudur? (Seçimdeki iradeyi kastetmiyorum) Distopik bir ifade ile bilerek söylüyorum: Halk üniversiteleri gereksiz bulabilir. Hükümetin de siyasi risk almamak pahasına üniversitelerin kaldırılması için referanduma gittiğini ve bu referandumdan olumlu sonuç çıktığını düşünelim. Bu durumda ne olacaktır? Halka rağmen üniversiteler korunacak mıdır? Yoksa halkın isteği doğrultusunda devlet karanlığa mı gömülecektir?

Bu uç örneği halkın her isteğinin doğru olmayabileceğini ve devleti idare eden hükümetlerin halkın bazı taleplerini (bunlar içerisine temel ihtiyaçlar dâhil olamaz) görmezden gelmesi gerektiğini göstermek için bilerek verdim. Peki, görmezden gelinmesi gereken ve halka rağmen hükümetlerin devletin bekası için dikkate almaması gereken talepler neler olabilir? Kanaatimce bu konular dış politika, eğitim sistemi, bütçe idaresi, hukuki değişiklikler gibi temeli bilimsel çözümlere dayanan rasyonel konuları ve uzun vadede toplumsal yaşamın can damarı olan sanatsal faaliyetlerin desteklenmesini kapsamaktadır. Bu hususlarda hiçbir konu bence devlet aklını esas alan bir hükümet tarafından halka sorulmamalı, tam tersine pratikte medya ile genelde iyi ilişkiler geliştiren hükümetler tarafından halk doğru bir biçimde bilgilendirilmeli ve yönlendirilmelidir. Yakın tarihten bir örnek vermek gerekirse: Demokrasi faciası olarak gördüğüm (demokrasinin suistimali anlamında) Kıbrıs referandumu çok iyi bir örnektir. Binlerce sayfalık, okunması ve anlaşılması mümkün olmayan ‘Annan Planı’ olarak adlandırılan bir plan ile Kıbrıs’ın birleştirilmesi düşünülmüştü. Kıbrıs halkı yüzde 65 gibi yüksek bir oranda birleşmeyi kabul etmişti. Ancak kanaatimce devlet aklı bu birleşmenin halkın menfaatine olmayacağını öngörerek, böyle bir şeye müsaade etmemeli ve halkını korumalıydı. Çünkü halk yani kitleler duygularla hareket eder, devlet ise akılla…

İyi ve ideal bir yönetimin anahtarı bence aristokrasi ve halk ile yani devlet aklı ve hükümetin uygulaması gereken gündelik talepleri esas alan politikalar arasındaki hassas dengede yatmaktadır. Ne aristokrasiyi küstürmeli, ne de halka kulak tıkamalı. Yalnızca akılla yönetmeli! Siyaset zaten insanları mutluluğa ulaştıracak bir şekilde yönetme sanatı değil mi? Düşünce ve sanatın olmadığı ve desteklenmediği toplumlardaki manevi açlık ve susuzluk hiçbir popülist politikayla tatmin edilemez. Bu nedenle her iyi yönetim samimiyetsiz de olsa yani yalnızca yapması gerektiği için yapsa da düşünce ve sanatı korur, korumalıdır!

Yazar Hakkında

Fikri AKSU

Tahmis Dergi’de doğdu. Hayattan beklentisi burada yazarak ölmektir.

Yorum Yap