Edebiyat

Son Sayfa

Gün doğarken Ganita sahilinde bir hareketlilik vardı. Bir ambulans hüzünle izleyen kalabalığın arasından hareket ederken polis memurları merkeze bilgi veriyorlardı.

Sabah sahilde yürüyüşe çıkanlar bulmuşlar. Yetmiş yaşlarında, ambulanstaki doktor tahmini ölüm sebebinin kalp krizi olduğunu söyledi. Cüzdanı ve saati çalınmamış. Gasp ile alakalı hiçbir belirti yok. Elinde de el yazısı ile yazılmış bir defter vardı.

Polis memuru telefonu kapattıktan sonra arkadaşının yanına gitti. Deftere göz atmaya başladılar. Tamamı dolu bu defterin son sayfalarında dünün tarihi vardı ve son sayfanın ortasında birkaç dizeden oluşan bir şiir…

***

Uzun uzun baktım üst geçide. Basamakları tırmanmaya gücüm kalmamıştı. Artık genç ve eskisi kadar kuvvetli değildim. Karşıya geçecek gücü elde etmek için bastonuma yaslanarak bir süre dinlenmeye karar verdim.

Her seferinde daha zor olmaya başlamıştı bu geziler. Yine de hiçbir zaman vazgeçmedim ikindi vakti Ganita’ya gitmek ve denizin üzerinden batan güneşi seyretmekten.

Hey gidi Ganita, sana gelirken yorgun düşmekte varmış kaderde. Eskiden bu kadar uzak değildin halbuki. Bu yollar, köprüler ve parklar yoktu. Şu an durduğum yerde dalgalar yıkardı ayaklarımı. Karadeniz’in kokusunu çekerdik ciğerlerimize. Denizin içine doğru uzanan surları ve beyaz melekler gibi üzerimizde gezen martıları seyrederdik.

Hava bir hayli soğuk bugün. Sahilde kimsecikler yok. Rüzgârın sertliğinden olsa gerek deniz çok huysuz ve adını hatırlatırcasına iyice kararmış. Kararmış kararmasına ya kayalara çarpan kocaman dalgalar beyaz köpükler fırlatıyor etrafa. Siyah bulutların altında kalmış Akçaabat manzarasına karşı, her zamanki bankıma oturdum yine.

Yine kime kızdın bu kadar ey Karadeniz. Ağız dolusu küfürlerle öfkesini kusan insanlar gibisin. Yetmedi mi koca bir şehrin derdi ile dertlendiğin. Otuz yıldır yağmur çamur demeden her gün benim yarenim olmadın mı? Hadi birazda sen anlat ben dinleyeyim. Neden bana dostun olma fırsatını vermiyorsun.

Hatırlar mısın tanıştığımız günü. Okuldan eve doğru gidiyordum. Daha kapıdan girmeden annemin haykırışını duymuştum ve gözyaşlarıyla toprağı yıkarken görmüştüm halalarımı. Babaannem beni görünce kollarını açıp oğlum demişti ama sanki ciğerleri de harflerle sökülüp gitmişti. İşte o andan sonrası çok bulanık. Bahçe kapısından içeri girmeye cesaret edememiştim. Ağlıyordum ama ağladığımı kimse görmemeliydi. Kara önlüğüm ve gözyaşlarımla sana sığınmıştım. Kayaların arasına saklanıp hıçkırarak ağlamıştım Babama.

Ömrümün en kötü günlerinden birinde sana sığınmıştım ya peki en güzel günü aklında mı? Sıcak bir ekim günüydü. Pastırma yazı derlerdi eskiler. Öğretmen okulundan yeni dönmüştüm. O gün bir misafirimle gelmiştim sana kaşı gözü kara bir misafir. Kara dediğime bakma kalbi bir kar tanesi kadar saf ve eşsizdi. Aynı kayanın üzerine oturmuştuk. Deniz çok nadir bu kadar mavi olurdu Trabzon’da. Güneşin yarısı çoktan o maviliğin içinde kaybolmuştu. Mükemmel bir renk cümbüşünü izlerken gözlerinin içine bakmaya cesaret edemeden benimle evlenir misin dedim. Dedim ama sanki bir kısmını içimden söylemiştim de o kalbimden geçenleri okumuştu. Kulaklarımda öyle bir uğultu vardı ki hiçbir şey duyamıyordum. Bir an evet dedi gibi geldi. Utancımdan tam dönemedim ama gözümün ucuna pembeleşmiş yanakları takıldı. İşte o gün karayemişim girdi hayatıma.

Daha onlarca anımız var seninle. Baba olacağım haberini aldığımda sana geldim, daha süt kokan kuzumu ellerimle toprağa verdiğimde sana geldiğim gibi. Hatırlarsan o günden sonra başladım her gün seni ziyaret etmeye. Hatta bir süre öğretmenliğe ara verip tüm günümü seninle geçiriyordum ya. Şiirler hikayeler okuyorduk birlikte.

Annemi ve karayemişimi kaybettiğimde de sana sığındım. Dünya da yapayalnız kaldığımda tek dostumun sen olduğunu anlatsam eminim bana deli derlerdi.

Yeşil yol filmini hatırlar mısın? Sinemada izledikten sonra bahsetmiştim sana. Filmin sonunda Paul Edgecomb bir repliği vardı. Yüz sekiz yaşındayım ve çok uzun yaşadım, yıllar boyunca dostlarımın ve sevdiklerimin öldüklerini gördüm diyordu. Ben dünya da onun gibi çok uzun yıllar geçirmedim ama tüm sevdiklerimi tek tek uğurladım dünyadan. Bazen düşünüyorum da haddinden fazla anı biriktirdim dünyada ya da olması gerekenden fazla yaşadım bilemiyorum.

 

Elveda hırçın dostum

Madem yazacak sayfalar bitti

Yaşayacak çokta ömür kalmamış demek ki

Artık bekleme vakti vuslatı

Arkasından el sallananlara

Kavuşma vakti

 

Elveda hırçın dostum

Kızma bana sakın

Vakit acılarımın dinme vakti

Gülen gözlerle bakıyorum sana son kez

Dalgaların benim için vursun kayalara bu sefer

Ve sesleri..

Senin bana vedan olsun

Elveda…

 

Yazar Hakkında

Serhat Emirzeoğlu

Eylül 1987 de Trabzon'da doğdu. Sırasıyle 24 Şubat ilköğretim okulu, Fatih İlköğretim okulu, Prof. İhsan Koz lköğretim okulu ve Fatih Lisesinde okudu. Liseden sonra Ege Üniversitesi Tekstil Mühendisliği bölümünü tamamladı ve mesleğini yapmak üzere Gaziantep'e yerleşti. Halen özel bir şirkette mesleğine devam etmektedir.
Okumayı seven bir ailenin çocuğu olarak küçük yaşlardan itibaren edebiyata ilgi duyuyordu. İlk okulda annesi ve öğretmenlerinin yönlendirmesi ile şiir yazmaya başladı. Prof. Ihsan Koz İlköğretim okulu bünyesinde öğretmen ve öğrencilerin beraber hazırladığı ve iki ayda bir basılan Sevgi Gazetesi'nde muhabirlik yaptı. Bu dönemde düz yazıya ilgi duymaya başladı ve yazı çalışmalarını hikaye ve denemeler üzerine yoğunlaştırdı. Lisans öğrenimi sırasında üniversite bünyesinde faaliyet gösteren sosyal topluluklar da aktif olarak görev aldı. Faaliyetler sırasında tanıştığı, farklı kültürleri temsil eden birçok öğrencinin hayatından ilham alarak yazı çalışmalarını şekillendirdi.
Halen amatör olarak hikaye, deneme, kitap ve film incelemeleri üzerine çalışmalar yapmaktadır. Bunun yanında bir internet sitesi ve bölgesel yayın yapan gazete de basketbol üzerine köşe yazarlığı yapmaktadır.

Yorum Yap