Edebiyat

Son Yaprağın Mevsimi

Havı dökülmüş sevinçler zamanı, sonbahar. En güzel şiirler bu günler de yazılmıştır muhtemelen. İnsan en çok sonbahar da düşünür içten içe, sessiz, sakin, yavaş, yorgun ve durgun. Bütün duyguları düşüncelerinde yaşar, geçmişi ayıklar, güzellikleri hatırlayarak acıları unutur belki. Bilinenlerin, hissedilenlerin aksine hüzün değil, oysa yeni bir başlangıçtır doğadaki herkes ve her şey gibi bir sonraki bahara demlenmeye, kabuğunu döküp yenilenmek üzere beklemeye başlamaktır. Dünyanın en güzel renklerinin vaktidir, bu yazıyı yazan kadının da en sevdiği mevsimdir.

Fırsat buldukça akşam güneşini izliyorum. Yazın Sarıkız tepesine saklanarak, balkondaki sardunyaların ardından yavaş yavaş süzülürdü. Bugünlerde karşı komşunun bacasında bekleyen kumruların ardından kızıllıklarını bırakıp da gidiyor. Kış gelince de sol taraftaki kavakların kuru dallarından zamanını doldurmaya devam edecek. Öyle böyle günler, haftalar geçecek ve sıra yine sarıkız tepesindeki yerine gelecek tabi. Hava soğuyacak, şimdilerde sıcağına dokunamadığım fincanı sımsıkı tutacağım günler de yakın. Yazdan yarım kalmış işlerin bir daha ki yaza artık denildiği zamanlardır sonbahar. Az kaldı, balkonlar bahçeler yerine salonlar daha çok ilgi çekecek, perdeler erken kapanıp geceler uzayacak, yarım kalan kitaplar açılacak. Ne üşütür ne terletir günlerdeyiz işte, idare edebileni hasta etmez. Kim bilir kaç sonbaharımız kaldı? O gün gelecek bir yaprak gibi düşüp, bu döngüden çıkıp, kıyafetlerimizi bile giyemeden uzun, beyaz bezlere sarılıp sarmalanıp dönülmez uzaklara gideceğiz. Dünya bunca kargaşaya sahipken, bu oyun bir gün bitecekken, olumsuzluklar silsilesinde bile etrafındaki güzellikleri fark edebilmek artık fazlasıyla hassasiyet gerektiriyor. Aradıklarını bulabilmek, istediğin ve sevdiğin yerde yaşamak günümüzde bir nimet kabul edilirken tüm bunlardan memnun olmak ise bir erdemdir.

Zaman, kuralında olduğu gibi doğadan ve insanlardan almaya ve yenilerini vermeye devam edecek.

Ve tabi tüm duygular insanlar için, hayatın şekillenmesi, öğrenip anlayabilmesi, tecrübe edip devam edebilmesi için, yemeklere lazım olan baharatlar gibi insana lazım olan duygular, eksikliği de fazlalığı da hayatın tadında kendini belli eden tuz gibi.

Kumru kuşlarının ötüşmelerinin, havanın güzel olacağının habercisi olduğunu öğrendiğimde, elinde salçalı ekmekle sokakta oyun oynayan küçük çocuklardan biriydim. Koluna dişiyle saat yapıp, “saat eti kemik geçiyor” diyenlerdendik. Kumrular yani guguk kuşları. Yaz kargaşası bitince yuvalarına döndüler şimdi. Artık üçüncü kuşak yavrularına ev sahibiyim. Kuşlar aynı kuşlar, guguk onlar, çocuklar da aynı çocuklar… Sadece büyüdük ama salçalı ekmek de yeriz. Evet arada kolumuzu ısırıp saatte yaparız. Dünya kirli de olsa aynı, ay aynı, güneş aynı. Yine en son karşı komşunun ağacı yapraklarını dökecek o yüzden sonbaharı en çok ben ve karşı komşum yaşayacak. Bu mevsim bitene dek, “Abi yaprakları daha süpürmeyeceksiniz değil mi?” diye bizim buralardaki bütün mavi tulumlu emekçilere her gördüğümde aynı soruyu soracağım.

Yazarken tıkandığımda, sayfaların kenarlarına defalarca adımı yazmayı seviyorum. Adımı yazdıkça içimdekiler dökülüyor. İçimde bir kitap var oradan yolluyorum bunları, yazılmayı bekleyen bir kitap.

Sayfalar dolusu kelimeler, sanki harfler duygularımın notaları. İşte yine adımla doldurdum sayfayı, ben daha bir hücre dahi değilken yeryüzünde okunan adım, kaderim. Benim adım iki kişiden. Zor bir aşktan, azimden, kavuşmayı bekleyişlerden. Birbirlerini bir dakika olsun uzaktan da görebilmek uğruna zemheri ayazında yollara düşen sevgililerden. Bir salkım üzümü bile paylaşan iki gönülden; kıymetten ve sevgiden.

Daha doğmadan yıllar evvel eski bir ağaca kazınan, gel zaman git zaman kavuşana dek yazılan mektupların şifresi benim adım. Bu sebepten kendimi yazdıkça sözlerim yolunu bulur.

Şimdi, güneş battı. Tek duyduğum ses kuşlarınki. O kanatların çırpınışlarında, göklerde süzülüşlerinde bile bir müzik var sanki, duyuyorum. Bazen klasik, bazen rock, bazen de sadece bir keman sesi. Son yaprak düşene kadar yaşanan en güzel mevsimden, eksikliği her şeyde ve herkeste derin yaralar açan tek duygudan, sevgiden selamlar.

Yazar Hakkında

Gülcen Durak

1984 yılında Edremit’te dünyaya geldi.İlköğretim-Lise dönemini memleketinde,Üniversite eğitimini Balıkesir’de tamamladı.Yirmili yaşlarında Edebiyat’a daha çok vakit ayırmaya ve yazmaya başladı. Çeşitli Edebiyat-Sanat dergileriyle yazılarını paylaşan ve bir süredir ilgilendiği Fotoğraf Sanatıyla; dernek bazında ki faaliyetlerinin beraberinde,yazılı ve sosyal çalışmalarına da halen devam etmektedir.Edebiyat’ın;ruhun sığınacağı en güzel liman,öğrenmenin ve yenilenmenin ise yaşam boyu gerekli olduğu düşüncesindedir.Çeşitli sanat dallarında ki gelişmeleri,dünya mutfaklarını,tasarım ve dekor alanında ki araştırmaları da yakından takip etmektedir.Kuzey Ege’de yaşamını sürdüren,küçük şeylerle mutlu olabilen,boş vakti olmayan,sürekli meşgul,ailesiyle birlikte gülebilen,çoğunlukla huzurlu,arada bir hüzünlü,çayı aramayan kahve seven,evli ve iki çocuk annesi tipik bir yengeç kadını…

Yorum Yap