Gündem

Suriyelilerin Entegrasyonuna Dair Bir Model Önerisi

Yazar | Fikri AKSU

Suriyelilerin entegrasyonu hususunu ‘değişim’ açısından değerlendirmek gerekmektedir. Toplumların hem tarihsel hem de coğrafi anlamda meydana gelen değişikliklere kayıtsız kalması düşünülemez. Bu minvalde kapalı toplumlar değişime maruz kalırken, açık toplumlar değişimi kontrol ederek, istedikleri yönde bir dönüşüme çevirebilmektedir. Canlı, yaşayan bir organizma gibi olan bir topluma, ona dışarıdan nakledilecek bir doku gibi olan bir topluluğun entegrasyonunda da benzeyen ve benzemeyen nitelikler oldukça önem arz etmektedir. Bir topluluğun bir topluma entegrasyonunda ortak nitelikleri vurgulamak gerekmektedir. Entegrasyon sürecinde entegre olunan toplum ile entegre olan topluluğun değişecek ve değişmeyecek nitelikleri iyi analiz edilmek zorundadır. Bu nedenle konu dinamik insan tabiatını göz önünde bulundurarak değerlendirilmelidir.

Dinamik insan tabiatını temel alan kökü tarihin derin dehlizlerinde olsa da, gerçekliği açısından hala capcanlı ve karşımızda olduğunu düşündüğüm İbn Haldun’un “asabiye teorisi”ni merkeze alan bir model önermek istiyorum. İbn Haldun değişimi tek bir unsura indirgemektedir. Bu unsur asabiyettir. Asabiyette en düşük ortak payda, siyasi değişimin bölünemez en küçük ortak bileşenidir. Asabiyet en temel anlamda bir yakınlık bağıdır. İnsanları bir arada tutmaya yarayan bir çimento, ortak değerler bütününü ifade eden en üst şemsiyedir.

İnsanlar birbirlerine öncelikle soy birliğiyle bağlanırlar. Soy birliğiyle birbirine bağlanan insanlar topluluk oluştururlar. Bu topluluk genişledikçe bu yakınlık bağı vehmi bir inanca dönüşür. Dolayısıyla aslolan bu yakınlık bağının hakikiliği değil, bu yakınlık bağının mevcut olduğuna dair inançtır. Buradan İbn Haldun’un asabiyet tanımının genetik değil, işlevsel olduğu anlaşılmaktadır. Bu unsurları dikkate alarak asabiye teorisine dayandırdığım modelimi “işlevsel yakınlık bağı” olarak aldandırıyorum.

Entegrasyon dediğimiz zaman ‘kaynaşma’ kavramını düşünmek zorundayız. Kaynaşma kişilerin yalnızca vatandaşlık bağı ile bağlı olması ile sağlanmaz. İnsanlar esas olarak dveletten ziyade birlikte yaşadığı diğer insanlara bağlılık duymalı, onlarla yakınlık bağı oluşturulmalıdır. Bazı şartlar psikolojik olarak daha yoğun bir kaynaşmaya neden olurken, diğer bazı şartlarda oluşan kaynaşma hâli daha gevşektir. Bu açıdan şartlar ne kadar zorsa, bu zor şartlarda kurulan ilişkiden doğan kaynaşma hâlinin de o derece yoğun olacağı tahmin edilebilir. Dolayısıyla en yoğun kaynaşma durumunun savaş ya da soykırım hâllerinde olduğu gibi, ölüm-kalım tecrübelerinin paylaşılmasında ortaya çıkacağını söyleyebiliriz. Bu açıdan Suriyelilerin entegrasyonunda askerlik hizmetinin birlikte yürütülmesi önemlidir. Bu kaynaşma sürecinini yalnızca ufak bir ayağıdır. Kaynaşma için yalnızca ortak acı gerekli değildir, aynı zamanda insanlar ortak sevinci yaşamalı ve ortak tarih şuuruna sahip olmalı ve geleceği yönelik birlikte yaşama azminde olmalıdır. Bunun sağlanabilmesi kültürel farklılıklardan ziyade, kültürel benzerliklerin ön plana çıkarılması ile sağlanır. Bu kültürel benzerliklerinin ön plana çıkarılması için en büyük kültürel farklardan biri olan dil engelinin aşılması gerekmektedir. Bu noktada Türkiye^de yaşayan Arap kökenli vatandaşlarımıza da bir toplumsal proje çerçevesinde fahri görev verilmelidir. Bu vatandaşlarımız Suriyeliler ile Türk vatandaşları arasında kültürel bir köprü vazifesi görmelidir. Suriyelilerin Türkçe eğitimi sağlanmalı, Türk vatandaşları ise yıllarca Kürtçe’ye olan uzak bakışın Arapça’ya karşı gösterilmemesi için zaten tarihsel kökleri itibariyle yakın olduğu bu dille yeniden tanıştırılmalıdır.

Meselenin sosyo-politik yönünde herhangi bir şekilde sınıfsallığın oluşmasına yönelik önlemlerin alınması gerekmektedir. İşlevsel yakınlık bağı modeli entegrasyonun zaman içerisinde pratik hayatın dinamiklerinden beslenerek gerçekeleşeceğini öne sürer. Pratik hayatın dinamikleri içerisinde entegre olunan ya da entegre olan toplumlardan hiç birinin adının herhangi bir alanda bir zümre oluşturacak bir biçimde yer almasını önlemeyi gerektirir. Bunun kapsamı oldukça geniş olup, pratik hayatın içerşisinden vereceğimiz örneklerle güçleneceği kanaatindeyim. Örneğin, bir esnaf grubunun ekseriyetinin bir etnik gruptan kişilerin eline geçmesine müsaade edilmemelidir. Bölgesel bir yerleşm politikasından uzak durulmalı, üst değerleri zedeleyecek bir biçimde folklorik nitelikler çok fazla vurgulanmamalıdır. (Entegrasyon süreci boyunca) Entegrasyonun sağlanması için toplumun her kesiminde gerçekleşmesi için Suriyeliler’in toplumun hemen hemen her alanında aktif mesleklerini yapmasının yolu açılmalıdır. Gerek siyasiler, gerek medya, gerekse kanaat önderlerince alt kimlikler ve yerel kültürlerden ziyade evrensel değerler ve ortak kültürler vurgulanmalıdır.

Yazar Hakkında

Fikri AKSU

Tahmis Dergi’de doğdu. Hayattan beklentisi burada yazarak ölmektir.

Yorum Yap