Aktüel Ayın Konusu

Sürüden Ayrılacağız Ama Kurda da Yem Olmayacağız

Akıl sahibi olan her insan söylem ve eylemlerinde bir sonraki adımı düşünerek hareket etmelidir. Toplum tarafından yadırganma ve dışlanma korkusunun ( her ne kadar istemeyerek de olsa) bizi uysallığa sevk ettiği zamanlarda vicdanımıza başvurarak sağduyulu bir davranış sergilememiz gerekir. Evet, birlik olma, beraberlik, dayanışma kavramları gücü, temkini, kontrolü çağrıştırsa da her kalabalık bizi hakikat menziline ulaştıramayabilir. İlk adımı atmak bazen güç gelse de bazı yolculuklara tek çıkılır, bazı yollar tek yürünür, bazı savaşlar tek sürdürülür.

Bir başına kalmışlığımızdan dolayı asla pes etmemeli, yılmamalı, yıkılmamalı, vazgeçip geri adım atmamalıyız. Galaksi sisteminin efendisi güneş için bile günün muayyen vakitlerinde batıp kaybolma durumu söz konusu iken bizim neden mağlubiyetlerimiz olmasın ki? Neden biz de düşüp yaralanmayalım, hata edip aldanmayalım, pişmanlık duyup ağlamayalım? İnsan zaaflarıyla bir bütünlük teşkil ederken biz neden hep güçlü olmak zorunda kalalım? Rabbimiz kâinatı milyarlarca renk ve desenle sistematize etmişken biz neden hep aynı tonun içinde durup birbirinin aynısı olanların yanında yer alalım?

Öyle sanıyorum ki çağımızın en büyük sorunlarından biri yukarıda söz ettiğim problemlerle yüzleşmeye ve o soruları cevaplandırmaya cesaret edemeyişimizdir. Bu yüzden içinden bulunduğumuz toplumda silik, korkak, tutuk ve çekingen fertler yetiştiriyoruz. Bu yüzden ilerleyemiyor, kendimizi ve ülkemizi muasır medeniyetler seviyesine taşıyamıyoruz. İki birey zıt düşüncelere sahip oldukları konularda oturup konuşmayı başaramıyor. Birileri hep baskın gelen, sindiren taraf olurken birileri de hep susup ezilen, itaat etmeyi güvende olmak zanneden taraf olmayı seçiyor. En basit örneğini verecek olursak evdeki çocuklarımız aile fertlerine olumsuz bir düşünceden bahsettiklerinde yahut mevzu bahis olunan konuya farklı bir bakış açısı getirerek genel görüşü reddettiklerinde  “sus konuşma, büyüğüne cevap verme, sen bu işlerden ne anlarsın… “ tarzında ibarelerle karşılaşabiliyorlar. Fikrini beyan etmesine izin verilmeyen bireyin kendine güvenmesine, benliğine saygı duymasına da izin verilmemiş oluyor.

Ruhumuzdaki fırtınaları dindirmenin yolu onların sesine kulak vermekten geçer.

Ortak kültürün dışına çıkanlar, uzaydan gelmiş muamelesi görürken hiçbir düşünce üretmeden, eleştirip sorgulamadan gruba dahil olanlar pohpohlanmaya devam ediliyor. Bireyler sosyal ve siyasal yaşantılarında çoğunlukla iki seçenekten birini kabul etmek zorunda bırakılırken son derece hassas olunması gereken dini konularda da genel geçer ritüelleri gerçekleştirmeleri konusunda manevi baskıya maruz kalabiliyorlar.

Oysaki bu hayat bizim ve dünyaya sadece bir kere geliyoruz değil mi? Bize bahşedilen bu fırsatı, ömür diye tanımladığımız imtihan safhasını başkalarını memnun etmek için mi harcayacağız? Herkesin kendi eylem ve söylemlerinden ötürü hesaba çekileceği günde, başkalarının isteği doğrultusunda yaşanmış bir hayatın muhasebe ve mukayesesini nasıl gerçekleştireceğiz?

Üretkenliğin ve ilerlemenin yegâne şartı çalışmaktır. Bunun için de fiziksel kalabalıklardan ve gürültülerden uzakta kalbimizi, zihnimizi dinlemek durumundayız. Ruhumuzdaki fırtınaları dindirmenin yolu onların sesine kulak vermekten geçer. Okuduğunuzu anlamak mı istiyorsunuz sadece kendi fikrinizin yankısını duyabileceğiniz tenha bir yer bulun.  Yaşadıklarınız üzerine düşünmek, içinde bulunduğunuz durumu sorgulamak için oksijeni bol, yapaylığı az olan hatta orkestrası kuşlardan oluşan bir mekânda inzivaya çekilin. Bırakın size mecnun desinler, şair desinler… Siz içinizdeki Hira’ya gidin, gelecek vahiy için hazırlıklara girişin. Belki Cebrail inip “oku” emrini getirmeyecek bize fakat zaten o ayet peygamberimizin hüviyetinde hepimize inmedi mi? O hüküm tüm insanlık için geçerli değil mi? O meleğin varlığından, kelime-i şehadet getiren hangi müslümanın şüphesi var?

Tarihe damga vuran insanlar alışılagelmişin dışına çıkmayı, hapsolduğu kafesten ayrılıp doğaya karışmayı göze alabilenlerdir. Yalnızlığı bir ceza değil ödül olarak telakki edebilenlerdir.  Başarmak mı istiyoruz? Hayır, demeyi öğreneceğiz. Sevmediğimiz uygulamalara, hoşlanmadığımız tavır ve davranışlara, yanlış olduğunu düşündüğümüz kararlara karşı çıkıp, itiraz etmeyi bileceğiz. Gerekçelerimizi de sunarak itirazlarımızı mantık temelinde destekleyeceğiz. Bi-taraf olan her zaman bertaraf olmak zorundadır diye bir kural yok, gerekirse sürüden ayrılacağız ama kurda da yem olmayacağız.

 

Yazar Hakkında

Şaduman Tatlı

Yorum Yap