Edebiyat

Uzun Gece

Sıfatı adından kısa, anlamı varlığının içini dolduran, gözlerinde sonsuz bir ormana ev sahipliği yapan adama; Babama…

Yutkunamıyorum. Kalbim kırık, eksiğim, paramparçayım. Çok yalnızım, çok. Seni çok özledim saçlarına kırlar düşen adam. Şimdi nasılsın, neredesin, ne yapıyorsun bilmiyorum. Her bayram öptüğüm ellerinin arasından kayıp giden kaç saç telin oldu? İyi misin? Gözlerinin içiyle gülen adam! Gülüyor musun hala? Bir ses ver bana; iyiyim, rahatım yerinde, az kaldı kızım geleceğim de… İstersen küfret, bağır çağır ama gel baba. Bıraktığın yerde, amansız bir yağmurun ortasında, elinden bir şey gelmez halde bekliyorum. Ne tuhaf, ne kadar acı! Kalbimdeki sancı dinmek bilmiyor… Ömrümün en güzel başlangıcı, ilkim, iyi olmayı öğrendiğim. Parmaklarını avuçlarımla kavrayıp öğrenmiştim yürümeyi… Beni hiç bırakmayacağını bilmek, sana güvenmek, senin ellerinin arasındayken tüm cihana karşı en güçlü hissetmek… Sıfatı adından kısa, anlamı varlığının içini dolduran, gözlerinde sonsuz bir ormana ev sahipliği yapan adam; babam…

Gel! Her hakikat penceresinin sonsuzluğa açıldığı gibi açılsın kolların bana…

Sesini özledim, şen şakrak kahkahalarının evimizin içinde yankılanmasını… Ben yanaklarını sıkarken gözlerini kıstığında şakaklarında beliren kırışıklıklarını, yaşanmışlıklarını, hiç söylenmemişleri, susmuşluklarını…  Sen, hayatımda tanıdığım şüphesiz en iyi adam…

Senin gökyüzünü göremediğin gecelerde yıldızlar kayıyor yanaklarımdan. Binlerce dilek tutuyorum, yine de gelmiyorsun.  Uykularımdan uyanıyorum,  sesinin bir zerresini duymak için gidiyor elim telefona, aradığımı bilmiyorsun. Şu kapıdan içeri girdiğini hayal ediyorum sırtında çantanla, gelmiyorsun baba… Gelemiyorsun… Tam göğsümün ortasında, bir yumru gibi alev alıyor yüreğim. Yüzünü, sesini, gülmeni, ağlamanı, bağırmanı, kızmanı dahi düşündüğümde bir volkan gibi yükseliyor bedenimde bu yangın. Sönmüyorsun.

Şimdi neye elimi atsam yarım biliyor musun? Yemeğin tuzu fazla kaçıyor, alışverişi eksik yapıyorum, yazmak şöyle dursun ağzımdan çıkan lafı toparlayamıyorum. Varım desem inancım yok kendime, yokum desem … bir şekilde yaşıyorum işte! En çok canımı acıtan ne biliyor musun baba? Seni bu kadar çok sevdiğimi bilmiyordum kendim bile! Bir kere fazla sarılmadığım, üç kere fazla öpmediğim her günün pişmanlığı var içimde…

Gel! Her hakikat penceresinin sonsuzluğa açıldığı gibi açılsın kolların bana… Tüm yalanları, yanılgıları siler gibi silsin parmakların gözümün yaşını… Kalbi dört duvardan büyük,sevgisi sonsuz, alnı ak babam. Her karanlık gecenin bir aydınlık sabahı var; gün aysın. Gece uzun olsun varsın, sonunda ışık var. Bütün ışığınla gel.

Yazar Hakkında

Esra Yüksel Koşu

1992 yılının Ağustos ayında İstanbul’da dünyaya geldim. İlköğretim ve lise eğitimimi bu şehrin bulutları altında tamamladım. Bu esnada okul dergilerinde ve birkaç kurumsal dergide şiirlerim yayımlandı. Eğitime ve insan ilişkisine verdiğim önemden ötürü öğretmen olmaya karar verdim. Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesi’nde Kimya Eğitimi Anabilim Dalı’ndan yüksek lisans derecesi ile mezun oldum. Lisans eğitimim sırasında engelli erişilebilirliği konulu çalışmalar yürüttüm ve ODTÜ tarafından gerçekleştirilen bir yarışmada projemde derece kazandım. Eğitimimi tamamladıktan sonra İstanbul’a döndüm, halen burada yaşıyorum. 2 yıldır bir devlet okulunda Kimya öğretmenliği yapıyor, aynı zamanda da yazmayı sürdürüyorum.

Yorum Yap