Felsefe

Yaşamın iki boyutu içerisinde Tanrı’yı aramak

Yazar | Murat CANVER

Yaşam iki boyutlu düzlemde anlaşılacak bir kavramdır. İnsan doğal yaşamın gerektirdiği bir biçimde bir mekânda dünyaya gelir. Hatta dünyaya gelmeden dahi ana rahminde yine bir mekândadır. Doğduktan bir süre sonra, zihinsel gelişim sürecinde yaşamın diğer boyutu olan zamanla tanışır. Zaman ayrık olmayan yani ancak bir süreklilik içerisinde zihinsel olarak kavranabilecek bir algıdır. Her ne kadar bazı bilimsel ölçütlerle biz zamanı vakitlere taksim etsek de, insanın öznel dünyasında zaman bölünemez ve devamlılık arz eden bir yapıdadır.

İnsanın mekân ile yani dış çevreyle teması öncelikle başka bir insan üzerinden kurulur. Bu insan kendisi üzerinden dünyaya geldiği annedir. Öncelikle annenin daha sonra da baba ve diğer insanların tanımlamalarıyla nesnelerle ilişki kurulur. İnsanın mekân tasarımı böyle gelişir ve bu tasarım sadece gözlemlenebilir olan dünya ile ilişkilidir. Gözlemlenebilir olan dünyanın yetkinliğini insan bilimlerle elde eder. Ancak insan sınırları aşmak isteyen varlık olarak, bir süre sonra aşkın bir varlık arar. Gözlemlenebilir olanla yetinmez. Duyularıyla gözlemleyemediği, öznel dünyasında kavramsal olarak yer eden bazı tanımları bulmaya çalışır. Bu yetkinlik de hakikati arama süreci olan felsefe ile elde edilir. Yani insanın serüveni hep fiziki dünya ile başlar, fiziki olarak açıklanamayan dünya olan metafizik ile sona erer. Metafizik bir nihayet değil, bilinmeyenin araştırılma sürecinin başlangıcıdır. Bu bilinmeyenler içerisinde insanın metafizik tarihi içerisinde en çok uğraştığı kavram da Tanrı kavramıdır. Dolayısıyla en çok arzuladığı ve ulaşmak istediği bilgi ve varlık da yine Tanrı’dır. Peki, yaşamın mekân ve zamanla sınırlanmış olan iki boyutu içerisinde Tanrı nerede aranmalıdır?

Tanrı bir mekânda aranır mı?

Tanrı’yı bir mekânda aramak O’na bir yer isnat etmek olarak algılandığından gerek teoloji gerekse felsefe açısından böyle bir tabir uygun görülmemektedir. Felsefi olarak Tanrı ilk ilkedir, aşkın varlıktır. Dolayısıyla O’nu ontolojik olarak insanın muhatap olduğu varlık düzleminde aramak mantıksal olarak doğru olmaz. O’nu gözlemlenebilir olanın dışında aramak gerekir. Teolojik olarak da dini kaynaklarda Tanrı’nın gözle görülemeyeceği, aşkın olduğu, ‘arş’ denilen evrenin üzerinde olan (ontolojik olarak) bir kürsünün üstünde olduğu ile ilgili oldukça fazla atıf vardır.  Gelişim süreci içerisinde insanın ilk karşılaştığı gerçeklik olan fiziki gerçeklikte bulunamayan bir varlığı mekânda zati olarak aramak bu nedenle boşa uğraştır. Ancak insan mekânda Tanrı’ya dair izlenimler, dini anlamda tecelliler ile karşılaşır. Bu nedenle Kur’an insanları pek çok ayette doğaya dair düşünmeye davet eder. Yıldızlar, gök, denizler, dağlar… Hepsinde Tanrı’dan bir iz bulmak mümkündür. Tanrı’yı aklının mutmain olması için görmeyi arzulayan Hz. Musa, Tanrı’nın tecellisi karşısında bilinç kaybına uğramıştır. Bilinç kaybına uğramasındaki hikmet Tanrı’nın doğayı anlayabilen ve anlamlandıran insan bilincinin dışında aranması gerektiği ile ilgili bir işaret olarak algılamak mümkündür.  Bir diğer husus insanın Tanrı’sının tecellilerini kendi eliyle inşa etme arzusudur. Mekânda bulamadığı Tanrı’yı mekânda anmak isteyen insan, şehirlerini bu işaretlerle doldurur. Mimarinin kozmolojisi bu nedenle evrenin kozmolojisi ile oldukça ilişkilidir. Hatta mimari bir eser kendi içinde bir evrendir. Böyle bir eser bir mekânda bulunmakla beraber, anlaşılması zamansal deneyimle vuku bulur. Yani mimari bir eseri içine girip bir süreç içerisinde gezmedikçe algılayamaz ve anlayamazsınız. Demek ki mekânda ancak Tanrı’nın izine rastlanabilir. Hacı Bektaş Veli’nin dediği gibi:

Her ne arar isen kendinde ara, Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değildir…

god

 Tanrı zamanla anlaşılır mı?

Mekânda anlaşılamayan ancak izine rastlanabilen Tanrı’yı ben zamansal yani öznel deneyimimle anlayabilir miyim? İnsanın zihinsel gelişimi bir süreci ihtiva eder. Yani insan zamansal ve süreklilik barındıran bir süreç sonucunda zihinsel yetkinliğe ulaşır. Tıpkı zihinsel yetkinliğin gerektirdiği süreç gibi Tanrı’nın öznel olarak anlaşılması da böyle bir süreç sonucunda meydana gelir. İnsan Tanrı ile ancak zihinsel olarak buluşabilir. Bu hususta “Hiçbir yere sığmadım, mümin kulumun kalbine sığdım”[1] ifadesi kanaatimce önemlidir. Bunu şu şekilde ifade etmekte bir sakınca görmüyorum: “Hiçbir yere sığmadım, inanan insanın zihnine sığdım.”

İnsanın Tanrı ile buluşması zihinsel bir sürecin ürünüdür. Bu buluşmanın somut ve sabit bir mekânı yoktur. Ancak zihinde gerçekleşebilir. Zihne de fiziksel bir mekân isnat edilemez. Dini literatürde vahyin bazen zihnin bir ürünü olan rüyalarda gelmesini belki de bu çerçevede yorumlamak gerekir. Vahiy bir peygamberin ‘kalbine’ yani zihnine aktarılmaktadır ve vahiy insan ile Tanrı buluşmasının doruk noktasıdır. Bu minvalde İslam dinindeki bazı ibadetlerden de örnek verebiliriz. Mesela namaz her ne kadar belirli bir mekânda ifa edilse de, süreklilik ihtiva eden bir süreci kapsar. Namazın rutin ve sürekli olarak talep edilmesi, Tanrı’nın süreklilik içerisinde zihinde yer etmesini temin etmek içindir.

Öldüğümüzde yitirdiğimiz en temel şey zihinsel fonksiyonlarımız ve bilinçtir. Bugün ruhun bilimsel arayışı olan zihin felsefesinde de ruh, zihinle eşdeğer bir anlamda kullanılmaktadır. Dolayısıyla açıklanamayanın bilimi olan metafizik ve metafiziğin en nihai kavramlarından olan Tanrı, ancak zihinsel bir deneyimin sonucunda kavranabilir. Yani Tanrı ile buluşmak için dünyadaki izlerden yola çıkarak, zihninizdeki uzun koridorlarda yol almanız gerekmektedir.

[1] Sahihliği konusunda olumsuz görüşler olabilir. Ancak biz bunu nesilden nesle aktarılan insanlık bilgisi olarak bir tecrübenin sonucunda elde edilen bir değer olarak görüyoruz. Mitler bile çarpıtılmış dahi olsa bir gerçeklik zeminine dayanır. O nedenle burada kullanmakta bir beis görmedik.

Yazar Hakkında

Murat CANVER

Gaziantep Üniversitesi Endüstri Mühendisliğini bitirdi. Üniversite yıllarından beri pek çok farklı disipline ilgi duydu. Mühendislik üzerine yüksek lisansında Meta-sezgiseller üzerine çalışan Canver’in felsefi merakı ağır basınca yüksek lisansını yarıda bıraktı. Din, Felsefe, Psikoloji, Tarih, Siyaset ve Sinema Sanatı üzerine merakı olan yazar, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Felsefe ve Din Bilimleri’nde yüksek lisans yapmaktadır. Genç Kültür, İndigo gibi internet dergilerinde çeşitli alanlarda yazılar yayınlamış, Cinerium adlı sinema sitesinde film eleştirileri yazmıştır. Godfather Sinema Dergisinde halen yazıları yayınlanmaktadır. İyi derecede İngilizce bilen Canver, 2009’dan bu yana yazdığı yazıları derleyeceği bir kitap ve felsefi bir roman üzerinde çalışmaktadır. Evli olan yazar, Ankara’da yaşamaktadır.

Yorum Yap