Gündem Kritik

Yayıncılıkta Rezaletin Zirvesi: TRT’den Kur’an Yarışması

Yazar | Murat CANVER

Türk yayıncılık tarihi içerik kalitesizliği ve yozlaşma anlamında son zamanlardaki kadar yoğun bir dönem geçirmemiştir. Yayıncılıktaki ilkesizlik ve takip edilme kaygısı bugün televizyonlarda gördüğümüz rezaletin en büyük nedenidir. Evlenme programlarında yaşanan metalaştırma ve metaperestlik bir yana, ‘zehir hafiye’ tadında gazetecilik yaptığını iddia ederek, yaşamın devamının yegane amacı olabilecek çocuklara yapılan tecavüzün, hem de bir tecavüzcü tarafından detaylandırılarak canlı yayında anlatılması insanın midesinin ve hafsalasının alamayacağı bir başka ifşa ve yayıncılık rezaletidir. (bkz. http://tahmisdergi.com/bir-ulke-gercegii-tecavuzculer/ ) Çocuk istismarının bir başka türüdür. TV8 ile kendi tarzını perçinleyen Acun ILICALI tarzı Amerikanvari yarışma programlarının sayısının artmasıyla da televizyon zihni uyuşturmak anlamında kanaatimce sigara ve alkolden daha büyük bir sorun haline gelmiştir. Malumunuz şu anda Ramazan ayındayız. Ve televizyonlar birden yeşillere bürünmüş durumdalar. Kimse kimseyi aldatmasın! Bir yıl boyunca türlü sapıklık ve saçmalıklarla doldurulan zihnimiz bir ayda “Nihat Hatipoğlu Sahur ve İftar Programı” ile arınmaz, arınamaz. Bu ancak onbir ay boyunca sızlamaya çalışan vicdanımızın sesini bastırmaya yarayabilir.

Bunun son ve en rezil örneğini de maalesef devlet televizyonu olan TRT’de üstelik “Kur’an” adının geçtiği bir başka programda yaşadık. Devlet televizyonu vurgusunu yapmamın nedeni devletin yayıncılık politikası olması, bu açıdan daha sorumlu yayınlar yapma niyetidir. Eğiticilik ve ahlaki içerik en çok devlet televizyonunda bulunabilir. Maalesef ki namusun cinsellikle (bkz. http://tahmisdergi.com/kelime-ve-kavram/ ) bir tutulduğu ülkemizde, ahlaki yayıncılıkta yalnızca müstehcen içerikten yoksunluk olarak anlaşılmaktadır. Halbuki ahlak tutum ve tavır olarak yansıyan bir dünya görüşüdür.

Bu minvalde TRT’den beklenilmeyecek ölçüde niteliksiz ve içeriği boşaltılmış bir program yayınlanmaya başlamıştır. Acun ILICALI ile reyting mücadelesinde baş edemeyenler maalesef ki onun yayıncılık politikasını benimsemeye zorlanmaktadır. Kapitalist sistem acımasızdır ve bunu özel televizyonlara dayatmaktadır. Dolayısıyla RTÜK, bile isteye uyurken ahlaksızlık yaygınlaştırılmaktadır. Peki, kar gütmeyen bir televizyon olan, diğer televizyonlara nazaran ilkeli duruşuyla çoğu zaman beğenimizi kazanan TRT bu çıkmaza nasıl düşmüştür? Amerikanvari yarışma programı formatını aynen alarak Kur’an’ı nasıl bir alet, bir araç haline getirmiştir? Jüri yorumları ve icra eşliğinde Kur’an yarışma formatının bir metası haline getirilmiştir.

Haşa! Bu kimsenin haddine değildir! Kur’an asla ve asla icra edilecek bir eser değildir! O, insanlara anlaşılsın ve tatbik edilsin diye indirilen son ilahi çağrının genel adıdır. Yarışma programında Kur’an haşa, bir musiki eserine indirgenmektedir. Hiç bir indirgeme ne hak, ne de adil olarak kabul edilemez. Amaç olması gereken bir kitabı, araç haline getirmek rezalet değil de nedir? Peki, Kur’an’dan maksat nedir? Bu mübarek kitabın iniş amacı nedir?

Muhammed Hamidullah Kur’an’ın ana özellikleri sıralarken ilk iki maddeyi özetle şu şekilde verir:

  1. Kur’an Arapça bir kelime olup ‘okuma’ manasına gelmektedir
  2. Bu bir kitaptır ve Allah tarafından vahyedilmiş bir tebliğdir, mesajdır.[1]

Evet, görüleceği üzere Kur’an’ın kelime anlamı okuma anlamına gelmektedir. Ancak bu okumanın nasıl olacağını bir sonraki maddede anlayabiliyoruz. Bu okuma bir icra değil, Kur’an’ın kendisi bir mesaj niteliği taşıdığından anlamaya yönelik bir okuma biçimidir. Kur’an anlaşılmak üzere indirildiği ile ilgili bir çok ayette de bizi uyarmaktadır:

أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْآنَ أَمْ عَلَى قُلُوبٍ أَقْفَالُهَا {24} Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli mi? Muhammed 24

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ {17} Andolsun biz Kur’an’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. (Ondan) öğüt alan yok mu? Kamer 17

كِتَابٌ أُنزِلَ إِلَيْكَ فَلاَ يَكُن فِي صَدْرِكَ حَرَجٌ مِّنْهُ لِتُنذِرَ بِهِ وَذِكْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ {2} (Bu), kendisiyle insanları uyarman, inananlara öğüt vermen için sana indirilen bir kitaptır. Artık bu hususta kalbinde bir şüphe olmasın. Araf 2

اتَّبِعُواْ مَا أُنزِلَ إِلَيْكُم مِّن رَّبِّكُمْ وَلاَ تَتَّبِعُواْ مِن دُونِهِ أَوْلِيَاء قَلِيلاً مَّا تَذَكَّرُونَ {3} Rabbinizden size indirilene (Kur’an’a) uyun. O’nu bırakıp da başka dostların peşlerinden gitmeyin. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz! Araf 3

مَا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لِتَشْقَى {2} إِلَّا تَذْكِرَةً لِّمَن يَخْشَى {3} Taha 2-3 (2-3) Biz, Kur’an’ı sana, güçlük çekesin diye değil, ancak Allah’tan korkanlara bir öğüt olsun diye indirdik.

Bu örnekler çoğaltılabilir. Ancak kirlenen zihinlerimizin idrak edeceği konusunda şüpheliyim. Hiç değilse yalnızca dindar kesimin büyük çoğunluğunun her hafta iştirak ettiğinden şüphe duymadığım Cuma namazlarında hutbede okunan “Allah düşünüp tutasınız diye sizlere öğüt veriyor” ayeti idrak edilmiş olsaydı dahi bugün böyle bir rezaletle karşı karşıya kalmayabilirdik. Bu konuyla ilgili yine bir bilene, Hamidullah’a kulak verelim tekrar:

İşaret etmemiz uygun düşecektir ki Kur’an, inanmak için inanmayı talep etmez, fakat durmadan şunu tekrarlar: “Düşününüz”, “tefekkür ediniz”, “aklınızı işletiniz”, “kafanızı kullanınız”, “araştırınız”; hatta Kur’an’da bu şekilde ikazlar, duyularımız ötesinde ve akılla kavranılamaz olan Allah’ın mevcudiyeti gibi imanla ilgili konularda, Ahiret hayatı ve öldükten sonra dirilme gibi konularda da yapılmaktadır.[2]

Hatta Kur’an aklını işletmeyenlerin, kafalarını kullanmayanların akıbetini dahi bize haber vermektedir:

وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَن تُؤْمِنَ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لاَ يَعْقِلُونَ  Allah’ın izni olmadıkça hiç bir kimsenin iman etmesi mümkün değildir. Akıllarını güzelce kullanmayanları Allah pislik içinde bırakır.

Kur’an burada imanı dahi aklını kullanmaya bağlamıştır. Aklını kullanmayan müslümanların bugün gerek ülkemizde gerekse Ortadoğu coğrafyasında yaşadıkları zulüm ve ucuzluklar bu pisliğin ne demek olduğu ile ilgili canlı bir tefsirini sunar bize. Şehirlerimiz çöplük, yapısal ve mimari bozukluklar, kargaşa içerisindeyken, zihinlerimiz ise de bilgi çöplüğü ve karanlık içerisindedir.

Neye sahip olduğunu ve sahip olduğu şeyin değerinin ne olduğunu idrak edemeyen bizler, kapitalist dünyaya -kadim bilginin yeni söylemini üretemedğimiz için- boyun eğmiş durumdayız. Baş edemediğimiz kültürel yozlaşmaya karşı yapabildiğimiz en iyi şey, şekli ve aracı değiştirmek olmuştur. Kapitalizmin İslami renge boyanmış halini dindarlık olarak yorumluyoruz çünkü zihinlerimiz post-modern yıkımın kodlarıyla yoğrulmuş durumda.

Dücane Cündioğlu’nun dediği gibi “bizim trajedimiz, buradan oraya değil, oradan buraya bakmak şeklinde özetlenebilir”.[3]

Bu yazıyı bir inanan olarak, Kur’an’a olan hürmetimin gereği olarak kaleme alma lüzumu hissettiğim için yazmak cüretinde bulundum. Bir inanan olarak naçizane talebim bu gibi rezaletlerin en azından inandıkları söyledikleri kadim ve eskimez değerler hürmetine son vermeleridir. Umut ediyorum ki sesim duyulsun! Umut ediyorum çünkü inanıyorum… İnsana olmasa da O’na… O’nun herşeye gücü yeter!

[1] Muhammed Hamidullah, Kuranı Kerim Tarihi, çev.Salih Tuğ, (İstanbul: Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, 2000) s. 11.

[2] Hamidullah, Kuranı Kerim Tarihi, s. 23.

[3] Dücane Cündioğlu, Kur’an ve Dil’e Dair, (İstanbul: Kaknüs Yayınları, 2005), s. 13.

Yazar Hakkında

Murat CANVER

Gaziantep Üniversitesi Endüstri Mühendisliğini bitirdi. Üniversite yıllarından beri pek çok farklı disipline ilgi duydu. Mühendislik üzerine yüksek lisansında Meta-sezgiseller üzerine çalışan Canver’in felsefi merakı ağır basınca yüksek lisansını yarıda bıraktı. Din, Felsefe, Psikoloji, Tarih, Siyaset ve Sinema Sanatı üzerine merakı olan yazar, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Felsefe ve Din Bilimleri’nde yüksek lisans yapmaktadır. Genç Kültür, İndigo gibi internet dergilerinde çeşitli alanlarda yazılar yayınlamış, Cinerium adlı sinema sitesinde film eleştirileri yazmıştır. Godfather Sinema Dergisinde halen yazıları yayınlanmaktadır. İyi derecede İngilizce bilen Canver, 2009’dan bu yana yazdığı yazıları derleyeceği bir kitap ve felsefi bir roman üzerinde çalışmaktadır. Evli olan yazar, Ankara’da yaşamaktadır.

Yorum Yap