Edebiyat Gezi-Yaşam

Yeniden Doğmak

Sis dağı yaylasını bilir misiniz bilmiyorum. Giresun ile Trabzon arasında yüksek bir yayladır. İlk kez birkaç yıl önce bir arkadaşımla beraber gitmiştim. Sağı solu ormanlarla çevrili bir yoldan tahmini iki bin metre yüksekliğe tırmanıyorsunuz. Manzarayı ilk gördüğüm anı hala unutamam. Bembeyaz bulutların üzerinde birkaç tepe gözüküyor. Adım atsanız bulutların üzerinde yürüyecekmiş gibi hissediyorsunuz. Sanki gökten pamuk yağmış gibi her yer.

Şu an o manzarayı ilk kez izlediğim noktadayım. Termosumdan çayımı içiyorum. Normal şartlarda bu dönemde işimin başında olmam gerekiyor ama.

Aslında ben bir mühendisim. Büyük bir şirkette farklı görevlerde çalıştıktan sonra yönetim kurulu danışmalığın terfi ettim ve birkaç yıldır bu görevdeyim. Hızla yükselen bir kariyerim oldu diyebilirim. Çalışkanlığım ve geç saatlere kadar yaptığım mesailer önümü açtı hep. Bazı günler neredeyse hiç uyumadan çalışmaya devam ettim. Verilen her görevi vaktinden önce tamamlamak için her türlü fedakârlığı yapıyordum. Sosyal çevrem benim gibi kariyer delisi birkaç arkadaş ve iş ilişkisi içinde bulunduğum kişilerden oluşuyordu. Son dönemde ise işler biraz daha yoğun geçiyordu. Bir atılım daha yapmak istiyordum. Biraz daha yükselmek için daha çok çalışmalıydım. Bulunduğum konumla yetinemiyor sürekli daha fazlasını istiyordum ve gece gündüz demeden çalışmaya devam ediyordum.

Bu çalışmalardan dolayı son haftalarda neredeyse hiç uyumaz oldum. En ufak bir hatada sinirlenip ciddi tepkiler veriyordum. Agresif tavırlarımdan bıkmış olacaklar ki iş arkadaşlarım uzman desteği almam konusunda ciddi bir baskı yaptılar. Bu ısrarlar sonucu görüştüğüm psikiyatrist ağır bir depresyonun eşiğinde olduğumu söyledi. Her şeye bir ara vermem gerekiyormuş. Sırtımda taşıdığım stres belimi doğrultmama müsade etmiyormuş. Bütün sinir sistemim çökmek üzereymiş. Eğer bir toparlanma sürecine girmezsem ciddi bir tedavi gerekebilirmiş. Bir süre sonra doktoru dinlemeyi bıraktım diyebilirim. Bence bir şeyim yoktu ki, insanlar abartıyordu işte.

Gerekli olduğuna inanmasam da çevremdekilerin ısrarından bıktığım için yıllardır biriken yıllık izinlerimden bir kısmını kullanmaya karar verdim. Aslında tam olarak karar verdim denemez bu kararı almak zorunda bırakıldım.

İzin formumu doldururken ne yapacağım ile alakalı hiçbir fikrim yoktu. Hala aklımda iş ile alakalı yapılması gerekenler vardı. Takvimden ne zaman dönmem gerektiğini kontrol ederken gözüm kenardaki manzara fotoğraflarına kaydı. Memleketin farklı bölgelerinden manzaralar arasından Sis dağı hemen dikkatimi çekti. Tamda doktorun tavsiye ettiği gibi bir ortamdı. Sakin ve kendimle baş başa kalabileceğim bir yer. Sonuç olarak bu zorunlu tatili Sis dağında geçirmeye karar verdim.

Ne yapmam gerektiği uzun uzun sıralanmıştı. Stresten uzak duracaktım. Kendime zaman ayıracaktım. Mutlu olacağım aktiviteler bulacaktım kendime. Bende bu tavsiyelere olabildiğince uymaya çalıştım.

Sırt çantam, fotoğraf makinem ve kitaplarım…

Yanımda cep telefonu ya da bilgisayar yoktu. Dünya ile iletişimim bir adet pilli radyo ile sınırlı ki zaten çektiği tek kanaldan sadece Türk sanat müziği ve radyo tiyatrosu dinleyebiliyorum. Her gün sabah erkenden kalkıyorum ve ilk işim radyomu açmak oluyor. Hemen ardından sobayı tutuşturup çay suyumu koyuyorum ve kahvaltı hazırlıkları başlıyordu.

Kahvaltı sofram öyle çok zengin değil aslında. Bir çeşit serpme kahvaltı ama o pazar sabahı muhtemel müşteriler ile beraber gittiğimiz devasa sofralara benzemiyor hiç. Masanın üzerine birer çeşit peynir zeytin ve reçel serptikten sonra, kendi pişirdiğim ekmek ile kahvaltımı yapıyorum. Hiç eksikliğini hissetmiyorum o israf dolu sofraların. Bunun yanında sabah işe yetişirken acele ile aldığım poğaçalardan ayrı kalmak da yaradı biraz. Mide yanmaları neredeyse tamamen yok oldu.

Kahvaltıdan sonra öğlene kadar kitap okuyorum. Çok uzun zamandır düzenli kitap okuyamadığımı da buraya gelince fark ettim. Okumaya zaman ayıramadığım bir hayatı seçerek, ne kadar da yazık etmişim kendime. Okumayı bırakınca işten başka şeyler de düşünemez olmuşum. Hayal gücüm hayata küsmüş sanki. Hâlbuki üniversite bitene kadar şiirler hikâyeler yazmayı denerdim. Çok güzel değildiler belki ama hayal kurardım işte.

Öğle saatleri yaklaşınca biraz çalışmak gerekiyor tabi. Burada öyle ekmek elden su gölden yaşanmıyor. Önce biraz odun hazırlıyorum sobam için. Akşama doğru hava baya soğuk oluyor çünkü sobayı yakmadan olmaz.

Daha sonra uzun bir yürüyüşe çıkıyorum. Sırt çantamda bir kitap, fotoğraf makinesi ve içi çay dolu termosum var. Burada kitap okumanın dışında en çok mutlu olduğum şey fotoğraf çekmek. O kadar ilginç karelere rastlıyorum ki bazen izlerken deklanşöre basmayı unutuyorum. Doğayla iç içe çalışan insanları gözlemliyorum. Bazen de yaylanın sadeliğine bırakıyorum kendimi. Bir ağacın dalına tünemiş atmacayı ya da çimenlerin üzerinde oyun oynayan buzağıyı izlemenin hissettirdikleri paha biçilemez.

bir yuvarlak masa etrafında oturan birkaç kişi dakikalar boyunca göz göze gelemiyorsa, kimsenin sesi duyulmuyorsa bir problem vardı fakat biz farkında değildik.

Manzaranın ve temiz havanın tadını çıkartarak birkaç kilometre aşağıdaki köye gidiyorum. Köy kahvesinde oturan amcalarım var. Bir soba etrafında oturup sohbet ediyorlar. Bende gidip sohbetlerine dahil oluyorum. Bazen memleketi kurtarıyoruz, bazen askerlik anıları dinliyoruz bazen de fıkralar, komik anılar anlatıp gülüyoruz. Ortam o kadar sıcak insanlar o kadar samimi ki oradan ayrılmak istemiyorum hiç. Sanki o küçük odada ki herkes aynı ailenin ferdi gibi. Samimiyete ne kadar hasret kalmışım. İş çıkışı dışarı çıktığım akşamlar geldi aklıma. Dünyanın her bölgesinden çeşitli kahveleri servis edebilen kafelere gidiyorduk genelde. Menüleri kitaplar gibi kalındı ama içlerinde samimiyet yoktu. Birkaç bardak kahvenin fiyatı köy kahvesinin günlük kazancına denkti belki de ama o tadı kahvedeki çayın yanına yaklaşamazdı bile. Düşünüyorum da bari o kafelerde geçen zamanlarda sohbet edebilseydik. Bunun yerine çalışmayı ya da internette gezinmeyi seçerdik. Akıllı telefonlar ve sosyal medyanın asosyalleştirdiği bireylerdik işte. Bir yuvarlak masa etrafında oturan birkaç kişi dakikalar boyunca göz göze gelemiyorsa, kimsenin sesi duyulmuyorsa bir problem vardı fakat biz farkında değildik.

Akşam yemeğim hazırlarken tekrar radyomu açıyorum. Tam o saatlerde radyo tiyatrosu başlıyor. Televizyon karşısında yediğim yemeklerden daha zevkli çünkü hayal gücümün sınırlarını zorluyorum radyo tiyatrosu dinlerken. Çok fazla çeşit yok masada ama hiçbir şey çöpe gitmiyor önemli olan bu. Sonrasında pencerenin önüne oturup yıldızları izliyorum. Radyodan Türk sanat müziği yayını başlıyor. Sobada yanan ateşin çıtırtıları eşlik ediyor müziğe. Radyodan gelen nağmeler ruhuma şifa oluyor. Bazen de düşüncelere dalıyorum. Kitaplardan aklımda kalanları düşünüyorum. Kendimi ve hayatı sorguluyorum uyuyana kadar. Karanlıkların içinden yatsı ezanının sesi gelince uyku vaktinin yaklaştığını anlıyorum.

Buradaki günlerim kayıt altında, ne halde geldiğimi unutmamak için

Yaklaşık bir ay geçirdim burada. Artık geri dönme vakti geldi benim için. Eşyalarımı toplarken burada geçen zamanda nelerin değiştiğini düşündüm biraz. İlginç bir şekilde kendimi huzurlu hissediyorum. Daha rahat uyuyorum geceleri ve sabahları çok daha dinç uyanıyorum. Galiba birkaç kilo verdim. Pantolonlarım biraz bol geliyor. Buna rağmen o küçük yokuşları çıkarken bile nefesi tıkanan ben, kendimi çok daha sağlıklı hissediyorum. Saatlerce yorulmadan yürüyebiliyorum koca yaylada.

Yirmiye yakın kitap okumuşum. Hatta okuduğum kitaplardan notlar ve zihnimde yeşeren fikirlerle dolu bir defterim bile oldu. En önemlisi de bu defter aslında. Kendimi bulmaya başlamışım madem unutmamak lazım. Buraya ne halde geldiğimi ve nasıl döneceğimi kayıt altına alıyorum.

Özellikle ne halde geldiğimi ve içinde bulunduğum ortamı hiç unutmak istemiyorum. Kariyer endişesi ve bunun için yapılan ciddi mücadele. Kariyer basamaklarını tırmanmak için bazı insani değerlerden vazgeçilmesi. Gerekirse başkalarının sırtına basarak dahi olsa kariyerinde ilerleme mecburiyeti. Tüm bunların yanında birde sosyal statünün gerektirdiği mal edinme zorunluluğu var tabi. Lüks bir ev son model bir araba ve kısa süre kullanıldıktan sonra bir üst model ile değiştirilen cep telefonları ile kimlik oluşturma gayreti. Fiyatı asgari ücrete yakın kıyafetlerle dolu bir giysi dolabı. Tüm bu ihtiyaçları karşılamak için alınan krediler, kredi kartı borçları ve bu borçların nasıl ödeneceği üzerine kurulan gelecek planları. Bu planları gerçekleştirmek için harcanan yıllar. Takvim de bir karşılığı olan ama gerçekten yaşamadan tamamlanan bir ömür…

Çantamı sırtıma takıp geri dönüyorum. Dönüyorum ama o eski ben olarak değil. İstemeyerek geldiğim bu cennet misali yerden farklı birine dönüşerek çıkıyorum yola.

Gelmeden önce belimi büken yüklerden bahsetmişlerdi ya. Onların hepsini bulutlara emanet bıraktım. Huzursuzluğum yağan yağmurlarla aktı gitti bedenimden. Yaşamı kendime zehir etmeden yaşama kararı ile geri dönüyorum.

Kozasını yırtıp hayata yeniden doğan bir kelebek gibi, yeni bir hayat için çıkıyorum bu gün bu küçük kulübenin kapısından.

Yazar Hakkında

Serhat Emirzeoğlu

Eylül 1987 de Trabzon'da doğdu. Sırasıyle 24 Şubat ilköğretim okulu, Fatih İlköğretim okulu, Prof. İhsan Koz lköğretim okulu ve Fatih Lisesinde okudu. Liseden sonra Ege Üniversitesi Tekstil Mühendisliği bölümünü tamamladı ve mesleğini yapmak üzere Gaziantep'e yerleşti. Halen özel bir şirkette mesleğine devam etmektedir.
Okumayı seven bir ailenin çocuğu olarak küçük yaşlardan itibaren edebiyata ilgi duyuyordu. İlk okulda annesi ve öğretmenlerinin yönlendirmesi ile şiir yazmaya başladı. Prof. Ihsan Koz İlköğretim okulu bünyesinde öğretmen ve öğrencilerin beraber hazırladığı ve iki ayda bir basılan Sevgi Gazetesi'nde muhabirlik yaptı. Bu dönemde düz yazıya ilgi duymaya başladı ve yazı çalışmalarını hikaye ve denemeler üzerine yoğunlaştırdı. Lisans öğrenimi sırasında üniversite bünyesinde faaliyet gösteren sosyal topluluklar da aktif olarak görev aldı. Faaliyetler sırasında tanıştığı, farklı kültürleri temsil eden birçok öğrencinin hayatından ilham alarak yazı çalışmalarını şekillendirdi.
Halen amatör olarak hikaye, deneme, kitap ve film incelemeleri üzerine çalışmalar yapmaktadır. Bunun yanında bir internet sitesi ve bölgesel yayın yapan gazete de basketbol üzerine köşe yazarlığı yapmaktadır.

Yorum Yap