Düşünce

Zihnin Dehlizlerinde

Yazar | Murat CANVER

Dünya sabit durmuyordu. Değişim kâinatın temel ilkesiydi. Değişimin yönünü bilememek insanı belirsizliklere sürüklüyordu. Akıl sahibi olarak kontrolü elinde tutmaya çalışan varlık olan, doğaya ve dünyaya hükmeden, bu tahakküm iddiasını da son yüzyılda evrene de yönelten insan, kendisinin ne kadar hâkimi idi? İnsan kendisine sahip midir? İnsan dünyaya sahip midir yoksa ona ait midir? İnsan neye ne kadar sahiptir? Zihnindeki belirsizlikler dünyayı daha bulanık, muğlak bir yer haline getiriyordu. Muallak taşı gibi görüyordu dünyayı. Havada asılı duran bir kaya gibi.  Sert sabit bir kaya gibi duruyor fakat altının boş olması onu zeminsiz kılıyordu. Sanki büyük bir kasırga onu yerinden edip savuracak, uzayın karanlık dehlizlerinde bilinmeyene, sonsuza doğru sürükleyecekti. Şu ana kadar sabit ve sert olarak görülmesi, darmadağın olmaması böyle bir kasırganın meydana gelmemiş olmasındandı. Bu kasırganın hiç vukua gelmemesi bundan sonra gelmeyeceği anlamını taşımazdı. Bu kasırga tabiatta olmamasına rağmen Musa’nın zihninde pek çok kere kopuyordu. Dünya anlamsızlaşıyordu. Ama O, anlam için yaşar ve her olay ve durumda bir mana arardı. Dünyanın anlamsızlaşması da O’na göre, kurgulanan sahte anlamların yıkılması ve henüz belirsiz olan, kaos durumunda bekleyen hakiki anlamın ortaya çıkmasının ilk adımıydı.

Zihnini bazen bir bina gibi görüyor ve dinamitler döşemek istiyordu temellerine. Yıkmak! Yıkıcı olmak, tahrip etmek istiyordu. Dünyaya olan öfkesindendi bu, insanlara olan kızgınlıklarından. Ancak dünyayı yıkamamak, kendisini yıkıp yeniden inşa etmekle sonuçlanıyordu. Bu da dünyaya bakışını değiştiriyor, kendi dünyasını onarmasına yardımcı oluyordu. Pek çok kez haberlerde gördüğü Amerika’da meydana gelen, insanların felaketine sebep olan hortumlara imreniyordu. “Bir hortum gibi etkili olmalıyım” derdi.

“Doğayı, insanı tahrip edip, yok etmeliyim. Yok etmeliyim ki yeniden insanı inşa edebileyim. Bu insan, bu kötülüğü özümsemiş varlık ve onun tahrip ettiği doğayı yıkmalıyım ki yeniden başka yerlerde veya aynı yerde, işte tam da burada onu kurabilmeliyim. Ağaçları yerinden söküp yeniden dikmeliyim. Ozonu delmeyecek benim insanım. Benim insanım sanayileşmeyecek. Asla ve asla France’nin penguenlerine dönüşmeyecek, ne varsa paylaşacak hatta paylaşmaya gerek kalmayacak çünkü hiçbir şey istemeyecek benim insanım. Sadece yetinecek. Çevresiyle yetinecek. Ve yetecek. Kendisine yetecek ve de çevresine. Sonra ne mi olacak? Güneş yeniden doğacak. Ve biz onun ne zaman söneceğini konuşmayacağız. Gün baki kalacak. Gece ise sadece günü daha iyi bilebilmemiz için zıttı olarak duracak.”

Mevsimler gelip geçiyordu. Döngüsel bir yapı sergiliyor gibi dursa da, aynı yere dönmüyordu zaman. Aynı yere dönmüyordu insan. Mekân arazi idi. Değişiyordu Musa gibi. Akış vardı. Sonu bilinmeden, nereye vardığı meçhul bir akış. Bu değişip giden, daha sonra aynıymış gibi yapıp, bir öncekini taklit ederek bu defa farklı bir surette gelen tabiat olayları onun ruh hali üzerinde oldukça etkiliydi. Musa’nın fark edemediği nadir şeylerden biriydi bu.  (Bu Namık tarafından ortaya atılmış bir fikirdi. Musa’nın gidişinden sonra O’nun üzerine yaptığı sohbetlerde dile getirdiği bir tespitti.) Musa’nın idealize ettiği dünyada güneş, gün, ilkbahar vb. müspet olarak zikrettiği metaforlar, kendi yaşamında karşılık bulmuyordu. O, günü kutsayıp, geceyi seviyor; ilkbaharı önemseyip sonbaharda yaşıyordu. Yaz mevsimi onun için bir kemal göstergesi değil, kaçınılması gereken bir iklimdi. Bir kutup ayısı gibiydi. Kışı bekler, kışta hayat bulur, beslenmesi için buzların erimemesi gerekirdi. Fakat bu sadece kutup ayılarına has bir yaşam tarzıydı. Bunu başkaları yapamazdı. Güneş ve yaz canlıların hatta yerkürenin ihtiyaç duyduğu ve olması gereken şeylerdi. Kutup ayıları olmasaydı, sıcağın yokluğundaki yaşamı algılamamız da mümkün olmayacaktı. Onlar soğukta yaşardı fakat sıcağın değerine işaret ederek…

Yazar Hakkında

Murat CANVER

Gaziantep Üniversitesi Endüstri Mühendisliğini bitirdi. Üniversite yıllarından beri pek çok farklı disipline ilgi duydu. Mühendislik üzerine yüksek lisansında Meta-sezgiseller üzerine çalışan Canver'in felsefi merakı ağır basınca yüksek lisansını yarıda bıraktı. Din, Felsefe, Psikoloji, Tarih, Siyaset ve Sinema Sanatı üzerine merakı olan yazar, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Felsefe ve Din Bilimleri'nde yüksek lisans yapmaktadır. Genç Kültür, İndigo gibi internet dergilerinde çeşitli alanlarda yazılar yayınlamış, Cinerium adlı sinema sitesinde film eleştirileri yazmıştır. Godfather Sinema Dergisinde halen yazıları yayınlanmaktadır. İyi derecede İngilizce bilen Canver, 2009'dan bu yana yazdığı yazıları derleyeceği bir kitap ve felsefi bir roman üzerinde çalışmaktadır. Evli olan yazar, Ankara'da yaşamaktadır.

Yorum Yap